“Karanlıklar Ülkesi: Lycan’ların Yükselişi” güçlü ve
ölümsüz iki ırk arasında patlak veren asırlık kan davasını konu alıyor.
Karanlıklar Ülkesi destanının üçüncü bölümü geçmişe gidip Ölüm
Tacirleri olarak bilinen aristokrat Vampirler ile yırtıcı bir kurt adam
türü olan barbar Lycan’lar arasındaki çatışmanın kökenine iniyor.
Önceki iki filmden daha fazla yaratık efektleri içeren film hit serinin
sırlarına da açıklık getiriyor.
ABD’de tarihi bir gün yaşandı. Demokrat Parti’nin başkan adayı Barack Obama, rakibi McCain karşısında net bir üstünlük sağlayarak ABD’nin ilk siyah başkanı oldu. Seçim sistemine göre, bir adayın kazandığını duyurabilmesi için 270 seçici üyeye ulaşması gerekiyor. Obama Florida, Ohio, Virgina gibi kritik eyaletleri kazanarak 338 delege sayısına ulaştı ve ABD başkanı olmak için gerekli 270 delege sayısını geçti.
Ayrıca; ABD’de Demokrat Partinin adayı Barack Obama’nın ülkenin 44. başkanı seçilmesiyle birlikte, eşi Michelle Obama da ülkenin ilk siyahi First Lady’si olarak tarihe geçti. Avukat olan iki çocuk annesi Michelle Obama, seçim kampanyası süresince, farklı bir First Lady olacağının sinyallerini vermişti. Başarılı meslek hayatına rağmen yaşamındaki önceliğinin annelik olduğunu sık sık vurgulayan 44 yaşındaki Bayan Obama, eşinin seçim kampanyasının da ateşli bir savunucusu olmuştu. (kaynak)
le Lise yıllarımın görsel efektleriyle ve de kurgusuyla vazgeçilmez oyunlar kervanında bulunan Max Payne'in filmi bugün itibariyle vizyonda. Hollywood'un son zamanlarda kamerayı oyunlara doğru çevirmesinin ardından yeni ürünlerinden bir tanesini de sinema sahasına sürmüş bulunmakta(hatırlayınız HİTMAN). Hollywood da "nereden ne çıkar" düşüncesini fazla kurcalamadan oyun, dizi, çizgi kahramanları, roman demeden her türlü sahayı kendine çalışma sahası, ürün modeli ediyor ve oldukça da başarılı kılıyor. Oyununda alışılmadık efektlere ev sahipliği yapan Max Payne, filminde de o efektlerden bir kısmını hatta daha fazlasını kullanmış. Filmin başrolü yani Max Payne karakterini canlandıran şahsiyet Italian Job, Shooter, The Departed, Three Kings filmlerinin başarılı aktörü Mark Wahlberg ve oyundan da hatırlayacağımız bakımlı ingilizce tabirli "attractive" sıfatıyla bütünleşmiş Mona karakterini canlandıran aktristimiz de Mila Kunis. Ayrıca filmde bulunan diğer oyunculardan ikisi şöyle(neden 2si ilgimi onlar çekti de ondan); Amaury Nolasco ve Olga Kurylenko. Bu oyuncuların ilgimi çekmesinin nedeni; filmin Traileri'nı izlerken kel, ispanyol bi adam dikkatimi çekti ve de bu Prison Break' deki Fernando değil mi? dedim kendi kendime ve araştırdım o imiş(fotoları). Diğer çarpan isim de Olga Kurylenko, hatırlayınız HİTMAN filminin Natasha'sı(filmdeki ismi Natasha değildi, sadece 2 filmde de aynı mesleği canlandırıyor-Natasha'nın manasını biliriz-) bu filmde de Natasha'yı canlandırıyor(fotoları).
17 Ekim yani bugün gösterime giren Max Payne filminin konusu oyunuyla paralel, sadece birkaç eklenti var o kadar. Filmin konusu şöyle; tam bir filmlik hayata sahip olan ve New York Narkotiği'nde görevli olan ajan Max Payne'in bu filmlik hayatı mükemmel eşini ve dünya güzeli olan kızını evde vahşice öldürülmüş olarak bulmasıyla son bulur. Ve bundan sonra Max kendi direktifleri doğrultusunda suçluları bulacaktır ki ilerde kardeşinin intikamını almaya çalışan Mona ile birlikte. Yeraltı dünyasının pislikleriyle uğraşırken bu dünyadan olmayan düşmanlar da onu iyice karanlığa itecektir. İçerisinde barındırdığı intikam hırsını dışarı vurması artık o kadar da uzak değildir.
Filmi izlemenizi tavsiye ediyorum. Ben de gitmeyi planlıyorum ( Ah ! Nerdesin GNCTRKCLL !! ). Ayrıca Trailer'ın arkasında çalan müzik de çok süper olmuş. Bilmeyenler için diyorum arkada çalan müzik Marliyn Manson - If I Was Your Wampire isimli parça( indirmek isteyenler için tıkla ) ayrıca müziği dinlemek ve indirmek(şarkı sözleriyle birlikte) isteyenler için TIKLA
3 Ekim'de vizyona giren Eagle Eye ( Kartal Göz ), D.J.Caruso imzalı vizyondakilerden en dikkat çekeni. Başrolleri Transformers, I'm Robot, Constantine, Indiana Jones and the Kingdom of the Crystal Skull gibi filmlerde rol almış olan ve etkili performansıyla Hollywood'un yeni artistleri arasına katılan genç aktör Shia LaBeouf ve Mission Impossible III'de rol alan Michelle Monaghan paylaşıyor. 105 milyon dolarlık yapım bütçesiyle çekimi 2007 yılının sonbaharında gerçekleştirildi. Michelle Monaghan filmde, teröristler tarafından kapana kıstırılıp,
suikast düzenlemeye hazırlanan bir terör hücresine katılmaya zorlanınca
Shia LaBeouf’un oynadığı karakter ile isteksizce ittifak yapmak zorunda
kalan bir bekâr anneyi canlandırıyor. Kaliteli aksiyon sahneleriyle
izleyicilerin beğenisini kazanacak olan film ses getireceğe benziyor.
Bebek suratıyla aksion filmlerinde boy gösteren Shia LaBeouf'a da gıcık oldum açıkçası, hep de kaliteli filmlerde rol alıyor.
O Hollywood'un tek "soundtrack"çısı neredeyse.Ben izlediğim filmlerin hemen hemen hepsinde-filmin içerisinde beğendiğim bi müzik geçmişse-film bitiminde müziğin kime ait olduğuna bakarım ve daha sonra da "Lime Wire" denen aygıtla da bu parçayı elde etmeye çalışırım(illegal ama olsun )Hans Zimmer ismini ben ilk Gladiator'deki o Colesium'daki muhteşem müsabakaya arka fonda eşlik eden müzikle tanıdım.Hani bilirsiniz dıd dıd dı dı dı dı die bişey işte,aşağıda linki var zati indirme zahmetine katlandıktan sonra dinlediğiniz de beni daha iyi anlarsınız.Evet Hans,o gün bugündür hemen hemen müziği ilgimi çektiği çoğu filmin soundtrack'ını Hans abi hazırlamış.İşte şimdiye kadar Hans Zimmer'ın soundtrack'ını hazırladığı filmler;
Frost/Nixon (2008)
The Burning Plain (2008)
The Dark Knight (2008)
Kung Fu Panda (2008)
Casi divas (2008)
The Simpsons Movie (2007)
Pirates of the Caribbean: At World's End (2007)
The Holiday (2006)
Pirates of the Caribbean: Dead Man's Chest (2006)
The Da Vinci Code (2006)
The Weather Man (2005)
Kleine Eisbär 2 - Die geheimnisvolle Insel, Der (2005)
Batman Begins (2005)
Madagascar (2005)
Spanglish (2004)
Lauras Stern (2004)
Shark Tale (2004)
Thunderbirds (2004)
King Arthur (2004)
Something's Gotta Give (2003)
The Last Samurai (2003)
Matchstick Men (2003)
Tears of the Sun (2003)
Thelma & Louise: The Last Journey (2003)
Journey to Safety: Making 'Tears of the Sun' (2003)
The Ring (2002)
The Essence of Combat: Making 'Black Hawk Down' (2002)
Spirit: Stallion of the Cimarron (2002)
Black Hawk Down (2001)
Riding in Cars with Boys (2001)
Invincible (2001)
Breaking the Silence: The Making of 'Hannibal' (2001) (V)
Pearl Harbor (2001)
Hannibal (2001)
The Pledge (2001)
An Everlasting Piece (2000)
Hans Zimmer: Scoring Gladiator (2000)
Gladiator Games: The Roman Bloodsport (2000)
Mission: Impossible II
Gladiator (2000)
The Road to El Dorado (2000)
Chill Factor (1999)
"Candidato, El" (1999) TV series
The Thin Red Line (1998)
The Prince of Egypt (1998)
The Last Days (1998)
Dritte Reich - in Farbe, Das (1998) (TV)
As Good as It Gets (1997)
The Peacemaker (1997)
The Preacher's Wife (1996)
The Fan (1996)
The Rock (1996)
Muppet Treasure Island (1996)
Broken Arrow (1996)
Two Deaths (1995)
Something to Talk About (1995)
Nine Months (1995)
Beyond Rangoon (1995)
Crimson Tide (1995)
Drop Zone (1994)
The Lion King (1994)
Renaissance Man (1994)
I'll Do Anything (1994)
Younger and Younger (1993)
The House of the Spirits (1993)
Cool Runnings (1993)
True Romance (1993)
Calendar Girl (1993)
Point of No Return (1993)
"Space Rangers" (1993) TV series
Toys (1992)
A League of Their Own (1992)
The Power of One (1992)
Radio Flyer (1992)
K2 (1991)
Where Sleeping Dogs Lie (1991)
To the Moon, Alice (1991)
Regarding Henry (1991)
Thelma & Louise (1991)
Backdraft (1991)
Green Card (1990)
Pacific Heights (1990)
Chicago Joe and the Showgirl (1990)
Days of Thunder (1990)
Fools of Fortune (1990)
Bird on a Wire (1990)
Driving Miss Daisy (1989)
Diamond Skulls (1989)
Black Rain (1989/I)
Twister (1989)
Burning Secret (1988)
Rain Man (1988)
"First Born" (1988) TV mini-series
Paperhouse (1988)
Nightmare at Noon (1988)
A World Apart (1988)
Taffin (1988)
The Nature of the Beast (1988)
The Fruit Machine (1988)
Spies Inc. (1988)
The Wind (1987)
Terminal Exposure (1987)
Comeback (1987) (TV)
The Zero Boys (1986)
Separate Vacations (1986)
Wild Horses (1985) (TV)
Histoire d'O: Chapitre 2 (1984)
Success Is the Best Revenge (1984)
Şu sıralarda da 2009'da gösterime girecek olan Angel & Demons ila 5 Aralık'ta gösterime girecek olan Madagascar;Escape 2 Africa'ın müzik işlerini üstlenmiş.Daha gösterime girdiği ilk haftadan hasılat rekoru kıran ve Hollywood'un göz bebeği olan Batman'in son serisi Dark Knight'ın da soundtrack işini Hans Zimmer yapmış.
Ve beğendiğim ve devamlı değil de çoğunlukla dinlediğim 2-3 Hans Zimmer parçamı paylaşayım dedim(indirmek için tıkla)
Sinema kategorisinde yazılarımda ilk defa tabuları yıktım,şimdiye kadar filmi izlemeden önce filmi tanıtır ve sonra izlerdim.İlk defa bu gerçekleşmedi ve böylesi sanki daha bi heyecan verici oluyor.Neyse bugün lise yıllarından bi arkadaşla metroyla(ki otobüsten hem hızlı hem de ekonomik) İzmir-Çankaya'ya doğru gittik.Ne ihtiyacımız vardıysa giderdik daha sonra Orkide alış-veriş merkezinde "Hancock"a gittik.Filmi saat 18 ila 20 arasında izledim ve şuan saat 22:11 film hakkında yazı yazıyorum.Ne desem bilemiyorum "mutlaka ve mutlaka ve mutlaka yani kesinlikle gidin".Filmin konusu alışılmış süper kahramanların ötesinde bir içerik sunuyor size.Neyse ben konunun içeriği hakkında biraz bilgi vereyim de;filmin baş kahramanı olan John Hancock(Will Smith) her haliyle çevresindeki insanları(halkı) umursamayan fakat onları her türlü tehlikeden korumaya çalışan bir kahraman ama tam bi serseri kahraman.Uçarken çevresindeki nesnelere önem vermez her türlü maddi hasarı vermekten ötürü hoşnutmuş gibi kafasının istediğini yapar.Kirli sakal,elinde devamlı bir şarap şişesi ayık gezdiği zaman nerdeyse yok denecek cinsten bir tip.Uçuşa kalkışta ve inişte asfalt ağlaya ağlaya çatlar,parçalanır resmen.Bi diğer karekter olan Ray(Jason Bateman) halkla ilişkiler uzmanıdır.Ve bi gün iş dönüşü tren raylarının tam üzerinde kalır arkaya gidecek yer yok,öne gicek yer de yok.Çalışır çabalar olmaz kemer sıkışır(klasik kaza olacak yani).Derken Hancock ansızın belirir ve Ray'ın arabasını tuttuğu gibi havaya fırlatır ve Ray'ın aracı diğer aracın üzerine düşer.Ve Hancock o sırada da gelen trene omuz attığı gibi trenin içine göçer.Tabi ki arkadaki vagonlarda bir bir üst üste yığılırlar.Çevredeki kişiler bu sorumsuzca harekete karşı tepkili olurlar ve laf atmaya başlarlar.Ray ise durumun farkında olduğundan dolayı ortalığı yumuşatmak için önemli olanın kendisinin zarar görmediğini belirterek orta yolu buldurur.Ve Hancock'a halkla arasının nasıl düzeltebileceği konusunda yardımcı olmaya çalışır,işi ya o bakımdan.Neyse gel zaman git zaman savcı Hancock'a dava açar ve Ray de tam zamanı olduğunu anlar ve Hancock'a teslim olup hapishaneye girmesini söyler ve öyle yapar.Bu hareketin gerçek ifadesi Hancock içerdeyken suç oranları artacak ve Hancock'tan yardım isteyecektir halk.Hancock ve Ray de halkın istediği bir tipte kahraman verecektir.Hancock içerdeyken daha ilk günden tatsız hadiselere sebep olur(kendisinin istemediği şekilde gerçekleşir klasik hapishane ortamı).Gün gelir soygun olur ve emniyet müdürü Hancock'u arar ve artık normal bi insan vaziyetine bürünmüş olan Hancock(sakalını kesmiş ve Ray'in verdiği kostümü giymiştir) duruma el atar ve günü kurtarır.Burada tam ben;film bitti,keşke gelmeseydik,çok kısaymış diyecektim ki laf bogazımda tıkalı kaldı.Ray'in karısı olan Mary(Charlize Theron) ile Hancock'un bi geçmişi vardır.Yani bunların 2si de süper güçleri olan iki kahraman.Filmdeki mitolojiye göre bunlar birbirleri için yaratılmış her ne olursa olsun birbirlerini hissediyorlar ve birbirlerine yaklaştıkça da insanlaşıyorlar yani süper güçleri yok oluyor.Hancock ila Mary yıllar yıllar önce hep berabermiş siz diyin M.Ö. ben diyeyim M.S. her durumda da Hancock Mary'i her türlü zor durumda korumuş ve hayatta kalmasına yardımcı olmuştur.Geçmişte Hancock bi çatışmada kafasından yara alır ve hafıza kaybı geçirir ve Mary'i unutur.Mary hastaneye vardığında Hancock onu tanımaz ve Mary oradan uzaklara gider.Bu olaylar 80 sene öncesinde gerçekleşir.Hancock ve Mary'nin karşılaşmasından Hancock hiçbi şekilde etkilenmezken Mary de tuhaf davranışlar vardı hemencik konuyu kavrıyabiliyorsunuz anlıcağınız.Filmin sonunda Hancock bi market soygununda silah yarası alır ve hastaneye kaldırılır(Mary'ye yakın ya ondan dolayı).Mary,Ray hastaneye gelir.Ve bu aşamada da Hancock'un hapishaneden çıkmasına neden olan banka soygunu yapan elemanlar ve hapishanedeki bikaç tatsız olayın zedeleri birleşir ve hapishaneden kaçarlar.Tabi ki nereye geliyorlar,hastaneye ki Hancock'dan öç alacaklar akıllarınca.Hastanede çatışma sırasında Mary karnından yaralanır ve ölmek için dakikalar saymaktadır.Hancock her acı hissettiğinde o da hissetmektedir.Derken Hancock ortalığı temizler ve (burası benim en çok sevdiğim bi sahneydi,arka fondaki müzik dehşetti,10 numara sahneydi yani) sırf Mary yaşama dönsün diye kalkar(yaralı yaralı) camdan aşağı atlar ve var gücüyle uzaklaşmaya çalışır.Film mutlu sonla bitiyor Hancock bi süper kahraman olarak ve Mary de Ray ile birlikte mutlu aile yaşamına devam ediyor.Ha unutmadan J.Hancock'un Ray'e yaptığı sürpriz vardı.Filmin başında Ray bi tane toplantıya katılıyor ve sağlıkla alakalı yararlı bi logoyu tanıtıyor fakat girdiği her toplantıdan eli boş dönüyordu.Hancock ona jest yapıyor adeta;Ray'in logosunu Ay'a çiziyor.
Dostlar film böyleydi.Film bence 10 numaraydı her dakikasına değmiş bulunmakta.Gerek drama sahneleri,gerekse bilim-kurgu,gerekse de görsel efektlerle dolu sahneleriyle.Will Smith'in ve Charlize Theron(Hollywood afeti kendisi zaten)'un performansı oldukça etkili,Hollywood bu film yapma işini gerçekten biliyor kısacası.Gitmeyen ya da gitmek isteyenlere duyurulur;mutlaka gidiniz....
Beyaz perdeye yansıyan Spiderman,X-men,Hulk,Batman vb. çizgi romanlardan sonra şimdi sırada Mark Millar'in eserinden "WANTED" 27 Haziran'da gösterime girecek.Başrollerini Tomb Raider ve Mr. and Mrs. Smith'den tanıdığımız Angellina Jolie,İskoçyanın Son Kralı'ndan tanıdığımız James Mcavoy ve Hollywood'un yaşlı emektarı Morgan Freeman paylaşıyor,yönetmenliğini de Timur Bekmambetov(Rus yönetmen) yaptı.Başroldeki şahıslardan anlaşılacağı gibi izlenmeye değer türden bir film.Hele Angelina Jolie'nin olması filmin izlenmesi konusunda büyük bir avantaj söz konusu,benim gibi herkes onu iyi bilir her açıdan.Bu film için tabii ki de bazı çalışmalar yapılmış.Mesela J.Mcavoy filmdeki aksiyon sahneleri için 2007 yılının Şubat ayından beri büyük bir eğitim sürecine tabi tutulmuş.Çekimlerin bir kısmı Çek Cumhuriyeti'nde bir kısmı da Chicago'da yapılmış.Filmin çizgi roman eserini birebir yansıtmayacağı belirtildi.Film suikastçilerle dolu.Babası öldürülen Wesley Gibson(J.Mcavoy),babasının bir suikastçi olduğunu öğrenir ve babasını öldüren kişilerden intikamını almak için bu alemde tescilli ve babasının ortağı olan Sloan(M.Freeman)'dan eğitim almaya başlar.Konusu bizim Malkoçoğlu'nu hatırlatıyor.Babası ölür o da gider öcünü almak için eğitime başlar sonra falan filan işte.Film fragman gözüyle ele alındığında kessin izlencekler arasına girer başlangıçta dediğim gibi başrol oyuncusu da izlettirtir...Aksiyon sahneleri göz kamaştırıcı,geldiğinde kesin gidiyorum(tabi ki inş.).
"Hulk""Spiderman" and "X-men" gibi çizgi romanlarını sinemaya taşıyan MARVEL serüvenine bi yenisini daha ekledi "IRONMAN".2 Mayıs ta gösterime girecek olan IRONMAN basit efektlere sahip olsada -ki fragmandan gördüğüm kadarıyla öyle, diğerleri kadar ilgi çekeceğini zannetmiyorum... Bence sinemaya uyarlanan çizgi kahramanlarından en güzeli ve etkileyici olanı "Spiderman" ve "TRANSFORMERS"...Gel gelelim "IRONMAN" a Jon Favreau’nun yönettiği ve Robert Downey Jr., Terrence Howard, Gwyneth Paltrow ile Jeff Bridges’in oynadığı “Iron Man” çizgi roman olarak yayınlanışından tam 46 yıl sonra 186 milyon dolarlık dev bir yapım bütçesiyle beyazperdeye uyarlandı.Çin ordusu için silâh yaratmak zorunda bırakılan milyoner sanayici Tony Stark, bu çalışma sırasında kendisi için de gizlice zırh üretiyordu. Böylece Çinliler’in kontrolünden çıkarak onları durdurabileceğine inanıyordu. Çin’den kaçıp ABD’ye geri döndüğünde tehlikeli bir komplonun varlığını keşfedince durdurabilmek için de Demir Adam’a dönüşüyordu...
Bugünlerde vizyona giren ve benim sabırsızlıkla pazartesi gününü(ki pazartesi perşembe Turkcell sağolsun) izlemek için beklediğim filmin konusu kısaca şöyle:
Filmde, her biri farklı bakış açılarına sahip sekiz yabancı ABD başkanına yapılan suikast girişiminin ardındaki gerçeği bulmaya çalışıyor. Thomas Barnes ve Kent Taylor, Başkan Ashton’ı korumakla görevli gizli ajanlardır. Başkan Ashton, İspanya’ya varışından birkaç dakika sonra vurulunca, kargaşa baş gösterir ve suikastçı avı sırasında apayrı yaşamlar kesişir.Fragmanı buradan ve aşağıdan izleyebilirsiniz...Fragmana bakılırsa bayağı güzel bir film...İzlemeniz tavsiye edilir...
Geçen cuma günü gösterime giren Özgürlük Savaşçısı(In The Name Of The King) süper birşeye benziyor...Fragmandan izlediğim kadarıyla...Daha gidemedim ama bu pazartesi gideceğim nasipse-ki salı günü sınav var salla ya ne sınavı....Fragmanı burdan ve aşağıdan izleyebiliriz...
Owe Boll’un yönettiği ve Jason Statham, Ray Liotta, John Rhys-Davies ile Matthew Lillard’ın oynadığı Özgürlük Savaşçısı basit bir köylünün kötü bir büyücünün yarattığı korkunç bir savaşçı ordusu tarafından çocuğunun öldürülüp karısının kaçırılması karşısında yenilmez bir savaşçıya dönüşmesinin hikayesini anlatıyor.
Herkesin kendisini “Çiftçi” diye çağırdığı köylünün hayatı, hayvani yaratıklardan oluşan ve Krug adı verilen bir ordunun baskını ile alt üst olur. Krug’lar oğlunu öldürüp karısı Solana’yı kaçırırlar. Çiftçi, barış dolu dünyasının alt üst olmasıyla öç almak için arkadaşları Norick ve Bastian’ı da yanına alarak Krug ordusunun elinden Solana’yı kurtarmak için yola çıkar.