Ülkemizde her geçen günle beraber üniversite mezunu sayısı artıyor ve işsizlik çığ gibi büyümeye devam ediyor.Bu ifadeye en büyük örnekse İşkur'dan geliyor.Her yıl yüzbinlerce kişinin iş ümidiyle başvurduğu İşkur başvuranların cevaplarına pardon isteklerine uygun iş yanıtını veremiyor.Çünkü üniversite mezunlarının iş bulamamalarının temel sebebi işi beğenmemeleri olarak gösteriliyor.Mühendis,tıp mezunu,avukat,lisans mezunu hiçbiri farklı değil hepsinde şuanlık durum aynı İşkur'a göre.En çok yerleştirilen meslek mensupları ise şöyle;kaynakçı,imalat işçisi,makine montajcısı,büro memuru ve makineciler.
Ülkemizde üniversite mezunundan çok bence kendini yetiştirmiş elemana ihtiyaç var-ki bu hemen hemen her kurumda ortak ifadedir.Mesela bi düşünün herhangi bi bölüm öğrencisi okulu sadece keyf için yani o diplomayı alabilmek için bitiriyor ve diplomayı alıp iş iş dolaşmaya başlıyor.Şimdi bu adam okulu boş bi şekilde(yanlış anlamayalım) yani hiçbişey yapmadan kendini belli dairelerde modifiyelendirmeden mezun olduktan sonra iş sahibi olması mümkün kılınabilir mi?Ben Matematik bölümü öğrencisiyim ve ben kendi geleceğimden şuan oldukça şüpheli bi bakış açısına sahibim,çünkü gün gün ünviersite mezununun çoğaldığının herkes gibi bizde farkındayız.Eskiden laf vardı "ekmek aslanın ağzında aslanım",artık o laf da eskidi gitti yeni laf üreteyim bakın size "ekmek aslanın ağzında değil kursağına vardı gidiyor aslanım".Hak veren de çıkacaktır vermeyen de.Sen kendini yetiştirdikten sonra sen işe değil iş sana gelir....
Bu karizmaya bayılıyorum(yani şimdi ben burada psikopat mı oluyorum bilemiyorum yaniii),her neyse herkesin bildiği gibi gelmiş geçmiş en korkunç tipe sahip olan "Chucky"den biraz bahsedeyim dedim.Nedeni geçen akşam kanal 1'de izlemiştim de bunu da yazmadan geçmeyeyim dedim.Hemen hemen izlemeyen kalmamıştır bu yapıtı "Seed of Chucky"(çaki'nin tohumu)...Eskiden yani küçüklük vaktimde bu psiko katilin serisinden oldukça tırsardım öyle olurdu ki onun yüzünden lavabonun önünde başımı kaldırıp da aynaya bakamazdım o çıkar diye,ne yaparsın çocuk aklı o kadar oluyor lakin imdi büyüdük,şimdi tekrar izliyorum da meger ne kadar da komikmiş belki kimisine komik gelmez ama "Chucky"nin alaycı tavırları bana oldukça komik geliyor.Hele geçen akşam izlediğim film çok hoş komik sahnelere sahipti.Bi tanesini söyliim hemencik de;şimdik Chucky ila Tiffany çift cinsiyetli çocukları Glen/Glenda tarafından tekrar hayata döndürülürler.EEEE artık hani şimdi bunlar psiko ya hani bunlar aile de oldular ya bundan sonra belli ölçülerde bırakacaklar psikoluğu,bağımlılığı.Neyse Tiffany zar zor kabul etttirir Chucky'e bu durumu.Daha sonra da neler olmaz ki Chucky aslında söz vermemiş,iş üstünde devam etmektedir bağımlılığına.Bu arada da bizim diğer bağımlı Tiffany de bikaç kaçamak yapar.Bahanesi de "Roma bikaç günde yeniden inşaa edilmedi ki"...Hal böyle olunca da 2psikonun arasında kalan ve psikoluk yolunda staj yapmaya başlayan Glen/Glenda da gördüğü bikaç profesyonel işten sonra olur artık psiko...Buralar pek komik değil biliyorum ama...Zaman geçer evdki bi şahsı öldürmeye çalışan Chucky,Tiffany'nin şekline bürünmüş Glen/Glenda işi bi güzel yapar.Çaki de zanneder ki Tiffany yaptı.Daha sorna da Tiffany'nin(gerçek Tiffi) cesetlerinden bi tanesi dolabın açılmasıyla düşer.Çaki Glen olan
Tiffany'i başlar teselli etmeye-hani o bağımlılığı bırakacaktı ya o bakımdan--ve burada Çaki Tiffi'ye der ki "boşver alt tarafı sadece bi kaçamaktı,Roma bikaç günde inşaa edilmedi ki" diye....Ben buralarda koptum....Teselli etmeye devam eden Çaki'nin ifadelerinden biri de şuydu;"sanki ne oldu ki alt tarafı bi kaçamak,senin dolaplarında ceset mi var,hiç üzülme seninkinde 1 benimkinde 3-4 tane var" derken dolabı açmasıyla cesetler birbir yere yığılırlar....Ha bi diğer komik sahnede Chucky oğlu/kızı Glen/Glenda ile birlikte bi kaçamağa beraber giderler ve işi bitirirler,daha sonra baba-oğul hatıra fotosu çektirirler ölüyle birlikte Bu film eskiden ne kadar da korku ve dehşet olarak yorumlansa da bence Chucky'nin tavırları da bi o kadar OSCAR'a aday bi başrol oyuncusu İzlemediyseniz Chucky'nin serisine bi göz atınız bence...
Alışverişe giden herkes istekli ya da isteksiz bi şekilde fiş almaz.Ancak bunun ucunda nelerin olup bittiğini bi anlık düşünse bir daha fiş almadan çıkmayacaktır.Benim önceleri fiş alma alışkanlığım yoktu,sağolsun hazırlık sınıfndayken İngilizce öğretmenim sınıftaki yaptığı kısa konuşmayla benim fiş dünyasına yaptığım bakış açımın açısını değiştirdi.Şöyle demişti "ne olursa olsun fiş almadan çıkmayın,bilakis fiş almadığınız takdirde market sahibi %18'lik (ya da kaçlıksa) vergiden kar ediyor.O %lik kısım ona gideceğine sende kalsın çünkü %lik vergiyi vermediği takdirde pay ona kalıyor her türlü para senden çıkmış oluyor,eğer market sahibi fiş kağıdı kalmamış giib bahaneler üretiyor ve fiş vermekten çekiniyorsa %lik payı düşerek siz ücreti ödemeye dikkat edin-parayı sokakta mı buluyoruz-"....İşte bu cümlelerden sonra-virgülüne kadar hocamın dediklerinin aynısı değildir ama manayı analdınız- ben de fiş dünyama bi daldım pir daldım,o gün bugündür ben o eski ben değilim her gittiğim yerde fiş almadan geçmiyorum...Geçenlerde yani geçen cuamrtesi günü Kocaeli'den bi arkadaşla İzmir Kemeraltı Çarşısı'na doğru koyulduk ve hoş muhabbetlerle birlikte hasret giderdik derken vakit geçti acıktık falan,sonra girdik bi lokantaya yedik içtik doyduk-hamdolsun- kalktık masaya yöneldik.İçtiğimiz bi tas çorbaydı ödediğimiz miktar 12 ytl'ydi.Açıklayayım biraz 2tas çorba 3,5ytl'den 7ytl ve 2küçük şişe su 1,5ytl ve bi de hani dier yerlerde çorbanın yanına salata yaparlar ya girdiğimiz bu lokanta salatadan da para aldı mı 3,5ytl oldu bize 12 ytl...İşin para kısmında değilim canımı sıkan nokta fişi aldıktan sonraki kısım oldu.Fişi öğleden sonra saat 5 civarlarında (17:12'de) aldım ve kesilen fiş sayısına baktım bizimkisi 60tı.Ve bi de ürünün toplam fiyatı 12ydi ama biz döner yemedik ki kardeeeeeşim...(Fişi eğer kaybetmediysem evde fotolayıp buraya koyacağım inş. kaybolmamıştır.) biz içerdeyken hemen hemen tüm masalr doluydu,ve 2katlı bi lokantaydı.O esnada 20 den fazla masada müşteri vardı ve ayrıyetten dediğim gibi biz fişi 5 civarlarında almıştık ki bu işyeri sabah 8 gibi açılıyordur,nerde bu geri kalan fişler....Yapılan karı siz düşünün.....Benden demesi FİŞsiz çıkmayın.....
Arkadaşlarınız arasında kitap okuma gibi bi konu üzerinde muhabbetiniz açılsa(ki hiç sanmıyorum nerde o günler) kitap okumama bahaneleri birbiri ardına gelir,işte canım sıkılıyor,istediğim kitap türü yok,beni anlatacak beni tamamlayacak kitap bulamıyorum ya da en çok tutan bahanelerden biri olan "kitap ateş pahası el yakıyor resmen,kim ona para verecek bi de" karşımıza çıkar.İster istemez bunlar oluverir.Bende mesela bu açıdan öyleyim,bazen iiçimde kitap kurdu aniden nerden geldii bilinmez bi hazla kitap alıp okuyasım geliyor ve gidiyorum kitapçıya oraya buraya ama nerde daha kitap begenmeden kitabın etiketine göz atıyorum sora "boşver ya bu kadar parayı nasıl vercez" diye geri adım atıyorum.Hal böyle olunca da kitap okuma alışkanlıklarımız gün gün azalıyor ve isteksiz bi havaya sahip oluyoruz.İnkar etmeyelim böyle...İşte bu tabuyu yıkmaya çalışan ve dünyayı kütüphaneye çevirmeye çalışan bazı meçhul kahramanlar varmış çevrede,bizim biraderlerden biri blog site açmıştı onun yazısında gördüm.Bu meçhul kişiler kampanyalarına bi de isim vermişler "bookcrossing" Türkçesi "Kitap Taşıma" sen alıcan kitabı okucan bi göz atıcan bitiricen sora gidicen parka,alışveriş merkezine ya da canın nereyi isterse oraya ve kitabın üzerine bi güzel etiket kondurcan "alın okuyun ve sonrada siz de başkalarının okuyabilmesi için başka bi yere bırakın" ve dahası da var önceden http://bookcrossing.com/ 'a girip orada kitapla ilgili bilgileri sisteme gireceksiniz.Ayrıca bu kitabın bıraktığınız yere book crossing faaliyeti için bıraktığınız yazılı olacak.Sora neyse gün gelcek gitcek aylar olucak zamanda.Sen bi gün kafanda esmiş bi şekilde hadi bi bakalım da benim kitaba nolmuş,aha bi de bakıyorsunuz ki -eğer kitabı alan kişi de bu kafadansa- Paris'te ya da New York'ta(artık hava atarsın ben gidemedim oralara kitabım gitti diye :0 )...Ne diyelim güzel emek,inş. amacına gayesine ulaşır da dünya kütüphane olur da kitaba para vermeyiz acaba kütüphane kartı da çıkartabilecekmiyiz,şaka şaka dediğimiz gibi inş. olur.....
Şu an o kadar dertli bi halde klavyenin karşısında duruyorum ki ne yazmalıyım diye 2 saattir düşünüyorum.Nete girmeyeli bikaç gün oldu evde aklımda bişeyler pişiriyordum işte şunu bunu yazarım diye ama nedense geldim buraya aklımda hiçbişey kalmadı,hepsi su misali akıp gitti zihnimden.Aslında şuan internet cafe sahibine asabi olmuş tavrımla birlikte ne yazma konusunda hiçbi fikri olmayan kişi durumundayım.Cafeciye gıcık oldum çünkü pc'leri Xp iken çevirmiş ayar mayar yapmış olmuş masalar Vista ya da yaması her neyse yahu benim siteye 2 saatte anca girdi,kısaca bayağı yavaşlamış pc'ler...İşte böyle..Sadece bunu paylaşayım dedim...Ha bu arada aklıma gelmişken yeni bi konu açmaya gerek yok;İstanbul polisi şaşırtmaya devam ediyor.Önceden yazmıştım İstanbul polisiyle alakalı Ergenekon Operasyonu'nda bi ilk yapıp Cep bilgisayarı(PDA) kullanmışlardı.Bu ilklerden biriydi.Ama şimdi de bugün izlediğim haberden yola çıkarak söylemek istiyorum.Son günlerde kapkaç olaylarının artması nedeniyle İstanbul polisi de alınan ihbarlara göre belli mevkilere Evden Eve Taşıma(nakliyat) konteynırlarla birlikte ihbar edilen evlerin önüne gidiyor ve içi polis dolu araba durduğunda konteynırlardan polis çıkmaya başlıyor.Şaşırtıcı bi teknik daha görmüş,duymuş olduk anlıcanız...
Dün tv'de Tayland yapımlı "The Bodyguard 2" filmi vardı,onu izledim ne yaparsın evde net yok ki bloglamaya çabalıyayım.Her neyse ben bu filmin 1.sini izledim ama izlerken şu düşünceyle izledim;gazete küpüründe filmin konusunu okudum ve şöyle diyordu "Mu Thai dövüş stilinin usta simalarından Tony Jaa'nın ve Petchtai Wongkamlao'nun başrolünü üstlendiği filmde...." ben bunu görünce -Tony Jaa'ya hayranlığım var adam psiko,dehşet hareketler yapıyor- hemen sazan gibi atladım ve izledim,ama beklediğimden bir nebze olsun adrenalin çoşkusu alamadım.Film dandik ötesi çıktı koemdi-macera odaklı bi yapıttı resmen.Saçma sapan espri amaçlı hareketler falan.Tony başrol dedilerdi ama adam sadece bi sahnede iki hareket yaptı o kadar başka hiç sahne almadı.Neyse sonra bu 2.sini gördüümde dedim "1.de yoktu bunda kesin vardır Tony " neyse başladım filmi izlemeye bi de ne göriiim yok yahu gene yoo,başrolde "Petchtai Wongkamlao" var...Filmde bu seferde bi sahnede görüntülendi.Bunlardan yeter bahsettik atalım bi kenara şimdilik onları.Ben filmi izlerken gülmekten kırıldım,adamlar film çekmeye çalışmışlar(yiğidi öldür hakkını ver) helal olsun icabında.Neyse Tony Jaa'nın dublör kullanmadan hareketlerini yaptığı "Tom Yum Goong-Protector(Koruyucu)"ü hatırlarsınız,filmin son ramaklarında bi iki tane iri yapılı adam gelir onları dövmek için kollarına fil kemiği bağlar ve diğer bi sahnede de dövüşe başlamadan önce endamlı bi şekilde Mu Thai hareketlerinden bi kaçını yapar.Demek istediğim dün izlediim filmde bu 2 sahnenin komedi versiyonu yapılmış bi tane mafya bozuntusu bu hareketleri yapıo ve komik bi an oluşuo anlıcanız,güzeldi yani.Bi dier güldüğüm sahne de;hani demiştim ya Tony bi sahnede yeer almıştı,o sahnede bu seyyar satıcı olarak hediyelik eşya olarak fil satıyor.Bu sırada ordan geçen mafyalar da ordan arabayla geçerken bi tane çalıolar ve gidiolar.Bizimkisi de peşinden gidiyor fili geri almak için..Hoşuma giden nokta şuydu;mafya gidecei yere gidio bi tane elemanı dövecekler o sırada Tony Jaa da diyo ki "filimi geri verin"(burda gülme tuttu nabarsın) mafya elemanı da dio ki "hadi layn sen de ordan yanlış filmdesin"(Tony Tom Yum Goong'da çalınan filinin peşinden gidiyordu ya o bakımdan)....Bi dier komik bulduum sahnede Tony bu elemanları patakladıktan sonra giderken yanından bi tanesi Tayland'ın ünlü bi meyvesini yiye yiye giderken o da Tony bu zata şöle diyor "bilmem ne ye(ismini hatırlayamadım,nette araştırdım bulamadım -L- ile başlayan bi meyvaydı) Tayland'a sahip çık"...Tamam bi yerde söylediklerim okurken komik gelmeyebilir ya da bizim komedi kültürümüzde komik olmayabilir lakin Türkçe dublaj ila onların hareketleri oldukça komik geldi....
"Öncelikle bu film benim gideceğim filmlerin listesinde ilk sıralarda".Hollywood film yapımında efekt kullanmada çizmeyi git gide aşmaya devam ediyor.Adamlar yapıyor demekten kendimi alamıyorum artık.Bilirsiniz Matrix'le başlayan görsel efekt şöleni Yüzüklerin Efendisi , Spiderman , X-men,..... Hellboy......Transformers , Jumper , B.C. 10000 , The İncredible Hulk , Wanted , Hancock ile devam etti ve şimdi de vizyonda Dark Knight(Batman)....Şölenlere devam etsinlerde biz de film görelim beeee.Her neyse her ne kadar görsel şölen olarak da Hollywood bizlere hizmet verse de bildiğiniz üzere Hollywood'un beyaz perde kaynağı son zamanlarda romanlar oldu ve devam edecek gibi de.Çocukluğumdan beri sevmediğim bi kahraman olan Gotham şehrinin efsanevi koruyucusu olan Batman,Dark Knight ismiyle Batman Begins'in devamı olarak 25 Temmuz'da vizyona girecek.Dedim ya çocukluğumdan beri sevmiyorum ama ne diyeyim adamlar öyle bi film yapıolar ki gel de sevme keratayı ABD'de gösterime girmesinden sonra büyük bi hasılat yaptı.Ve filmin yapımcı şirketi olan Warner Bros. Batman'in bu son seri filminin 155.5 milyon dolarla en iyi haftasonu açılışını yapan film rekorunu kırdığını bildirdi(yapımcılar filmin maliyetini daha ilk haftadan kaldırmış oldular-filmin maliyeti 185 milyon dolarcık).Geçen cuma gösterime giren "Kara Şövalye(Dark Knight)" aynı günde 66.4 milyon dolar hasılat yaaprak bi rekora da imza atmış oldu.Geçen sene en iyi haftasonu açılış rekoru Spiderman 3'e aitti.Rekorlara imza atan "Kara Şövalye"nin yönetmeni Christopher Nolan ve başrol oyuncusu yani Batman karekteri de Batman Begins'den ve Prestij'den(ki C.Nolan'da bu filmde yönetmendi) tanıdığımız Christian Bale.Bu arada filmin rekorlarını göremeyen isim ise Joker karekterini başarılı bir şekilde canlandıran Heath Ledger(28 yaşında olan ünlü aktör uyuşturucu yüzünden filmin rekorlarını göremedi).Filmde Morgan Freeman ve Michael Caine de rol alıyor ayrıca.
Filmin konusu;Batman bu kez Gotham'daki suça karşı savaşını Teğmen Jim Gordon ve Bölge Savcısı Harvey Dent'in yardımlarıyla daha da ileri götürüyor.Ve hepsini temizlemeye başlıyor.Fakat öncelerde de Gotham halkına büyük bi korku salan Joker çetesiyle birlikte şehirde gösteri yapmaya devam eder ve ortalık bu ikili arasında kızışmaktadır.
Geçen hafta Karamürsel'e bi arkadaşın yanına gittim evde yapacak birşey bulamadığımdan.Yanlış anlamayın ben İzmitte okuyorum,yani daha memlekete gitmedim.Her neyse gittim elemanın birkaç işi varmış.O onları hallederken ben de onun ev arkadaşlarından bir tanesi olan bir arkadaşın 2 gün sonra "Artistik Jimnastik"ten bütü varmış.Beraber gidelim dedi.Ben zati dünden hazırım hemen yola koyulduk.Yer Kocaeli Üniversitesi Karamürsel Gazanfer Bilge Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu.Gittik bu arkadaşın bir tane daha arkadaşı geldi büte beraber hazırlanacaklardı.Bende onları izleyecektim ve arada 2-3 hareket de(bunlar sadece takladan ibaretti) ben sergileyecektim ve yaptık.Onlar Filikfilak(tam olark ismi bumu hatırlamıyorum) yapmaya çalışıyorlardı(türkçesi arka takla).Neyse başladık önce ısındık,ısınma şeklimiz de koşuyoruz koşuyoruz sonra tramblenden atlıyoruz hem keyif hem ısınma.Bir kere de ben denedim Filik filak ı da olmadı ama yaptım sanıyorum,gerçi boynumu incittim eve gittikten sonra farkına vardım.İşte böyle,ama ne diiim Beden Eğitimi Bölümü'nde okuyanlar hem eğleniyor hem de ders görüyorlar valla süper bişeydi.Onlara göre zormuş .
Bu konuyu yaklaşık 1 ay önce yazacaktım fakat yazmama kararı almışken fikrimi değiştirdim ve yazayım dedim(aslında şimdi yazma sebebim yazacak birşey bulamamam)."Zihin okuyucu" bir program ama çok güzel düşünülmüş bir program ne kadar basit bir matematiğe sahip olsa da.Az çok zekayla alakalı programlarla ilgilenenler eminim ki en kısa zamanda çözecektir nasıl bir mantığa sahip olduğunu.Sadece deneyin ve talimatlara uyun.Zihin okuyucunun genel görünüşü yan tarafta ve denemek isteyenler buradan bakabilir.Çözdüğünüz zaman "bumuydu?" diyeceksiniz eminim....Ve çözen arkadaşlar çözümünü yorumla birlikte paylaşabilirler...ve matematikle uğraşmayı sevenlerle irtibata geçmek isterim...
Yok böyle birşey abi ya....Var ya eğer insan bir nebze de olsa kahkahalara boğulmak istiyorsa gitsin otostop çeksin nereye gittiği önemli deil yeterki kamyona binsinde kamyon şoförüyle muhabbetten muhabbete atlasın gitsin....Bugün okul dönüşü arkadaşım LÖ (gerçek ismi LEVENT),Özcan ve ben otostop çekiyoruz-çaktırmayın ben çakmam o işlerden onlar çekiyor biz de otlanıyoruz aradan..Her neyse işte neyse bekledik falan Özcan yol kenarında el sallıyor Karamürsel'e gidiyormusunuz diye cevap rekor derecede tahmin edilebilir "yok!!!ilerden dönücem..."...Hadi be sende abi bakıyorum öyle diyenlerin çoğu dönmüyor....Her neyse asıl muhabbete geleyim ilk seferde sağolsun bi tane iyiliksever nur yüzlü abimiz peugeot 'suna aldı bizi Gölcük'e kadar attı.Sonra bizde bindik mi kamyona...Kamyon kamyon değil ki abi resmen yürüyen ölü...Arabanın önü 2de bir sallanıyor amartsörü süperdi ama ha..Araba resimdekinin aynısıydı..Bu konuyla alakalı şoför böbrek taşınız varsa ilaç kullanmaya gerek yok burda düşürürsünüz dedi....Ne muhabbetti ama halen gülüyorum şu cümleleri yazarken...Kamyon şoförlerinin muhabbetleri de sarmıyor da değil ama ha....Biz muhabbet etmeye devam ederken adam dedi ki iyi ki siz geldiniz tam da uykum gelmişti tabi saatlerce direksiyon sallamak kolay iş mi sanki..Muhabbetler koyu ama bu muhabbetlerin verdiği keyf farklı yahu...Çok müstehcen kelimeler var muhabbetin içinde,yazamıyorum onun için...Başta dediğim gibi gülmek istiyorsanız OTOSTOPu deneyin....Her tecrübe deneyerk kazanılır....