Gazanfer Özcan vefat etti, Tiyatro çınarını kaybetti
Gazanfer Özcan 27 Ocak 1931’de İstanbul’da, dört erkek kardeşin en küçüğü
olarak doğar. Babası İstanbul Belediyesi’nde memur Cemalettin Bey, çok titiz,
kuralcı, ince eleyip sık dokuyan biridir. Ve bu özellikleriyle yıllar sonra
oğlunun büyük bir başarı kazanacağı Hüsnü Kuruntu karakterine ilham verecektir.
Çocukluğu kalabalık bir ailede geçer Gazanfer Özcan’ın; teyzeler, dayılar,
amcalar hep birlikte yaşanır. Amcası ve dayıları polistir, o da imrenir
büyüklerine ve polis olmayı koyar kafasına...
Ta ki Taksim Erkek Lisesi
ikinci sınıfına kadar. Yıl 1947, lisede “Hisse-i Şayia” oyunu sahneye
konacaktır. Bican Efendi rolü ise o güne dek tiyatroyla ilgisi olmayan Gazanfer
Özcan’ın olur. Bican Efendi rolü ile içindeki ‘komiği’ keşfeder Özcan. Yine de
1947’de Polis Okulu’na müracaat eder, ancak Ankara’ya gitme zorunluluğu onu bu
sevdasından vazgeçirir.
Mesleğini babasından
gizledi
Sahne tozunu yutmuştur artık; 1948 yılında Eminönü Halkevi’nin
temsil koluna girer, 1949’da ise Şehir Tiyatroları’nın çocuk bölümüne. Tiyatro
yaşamını sarmalamıştır artık, okulu bırakır.
Eğitimi Şehir Tiyatroları’nda
usta-çırak ilişkileriyle devam edecektir bundan böyle; hocaları ise Vasfi Rıza
Zobu ile Reşit Gürzap olurlar.
Ancak babasını bu meslek seçiminden haberdar
etmeye cesareti yoktur. Bir gün amcası sahnede izler Gazanfer Özcan’ı ve akşam
sofrada babasına “Beni sanatçı olduğum için evden kovdunuz; bakalım aileden
yetişen bir başka sanatçıyı da kovabilecek misiniz?” deyiverir.
Masadaki
herkes donup kalır, baba Cemalettin Bey “Başka bir sanatçı mı var aramızda?”
diye sorunca bakışlar Gazanfer Özcan’a çevrilir. Ancak beklenen olmaz, aileden
onay görür tiyatro.
Özcan, kariyerinin dönüm noktası için ise 1955’e kadar
bekleyecektir; “Mahallenin Romanı” adlı oyunun başrol oyuncusu Reşit Gürzap
hastalanınca kendini hocasının yerine oynarken bulur. Bu büyük sınavdan
başarıyla çıkar; “Mahallenin Romanı”nın ardından gelen “Meraki” ile de
yeteneğini kabul ettirir.
Yazları, Şehir Tiyatroları tatilde olduğunda ise
Vahi Öz ve Halide Pişkin’in tiyatro topluluklarıyla Anadolu turnelerine çıkar.
Refik Erduran’ın “Deli”, Necati Cumalı’nın “Mine”, Haldun Taner’in “Fazilet
Eczanesi” gibi oyunlarda rol aldıktan sonra 1961 yılında Şehir Tiyatroları’ndan
ayrılır.
Bu ayrılıkta yalnız değildir Özcan; 12 yıl arkadaşı ve sırdaşı
olduktan sonra 1961 yılında evlendiği Gönül Ülkü de yanındadır. İlk eşinden olan
kızı Fulya ise dört yaşındadır babası yeniden evlendiğinde.
Çift, 1962
yılında Gönül Ülkü Gazanfer Özcan Tiyatrosu’nu kurar. Topluluk, çoğu komedi pek
çok oyun sahneler; Özcan yumuşak ve sıcak oyunculuğuyla seyircinin gönlünü
fetheder.
Ancak tiyatro zaman zaman verdiğinden fazlasını isteyen bir iş
koludur; masrafları karşılayabilmek için ‘70’lerde sonraları pek memnuniyetle
anmayacağı- filmlerde oynar aktör. Yıllar sonra sorulan bir soruya “Sinemayı
sevmem” diye yanıt verecektir.
Milli Piyango
bayii açacaktı
Sinema ile kuramadığı ilişkiyi, 1980’lere gelindiğinde
televizyon ile kurar Özcan. Türkiye’nin ilk sitcom’u olarak değerlendirilen
“Kuruntu Ailesi”, bir sevgi çemberi yaratır aktörün çevresinde. “Yüzde 70’i
babam, yüzde 30’u kendim” dediği Hüsnü Kuruntu karakteri; 1987 yılında başlar ve
dizi 400 bölüm devam eder.
Gazanfer Özcan’ın tiyatro dışındaki en büyük
hayali, bir Milli Piyango bayii açmaktır. “Çünkü insanlar umutla bilet
alıyorlar ve o umudu veren kişi olmak istiyorum” diye açıklar bu hayalini.
Kendisi de sürekli piyango bileti alır, çünkü her geçen gün büyüyen vergi
borçları vardır tiyatrosunun. Bir de giderek artan sağlık sorunları.
2001
yılında by-pass geçirir ve 11 yaşından beri içtiği sigaraya veda eder. 2002’de
ise Gönül Ülkü hastalanır, üç yıl boyunca tedavi görür. Bu sırada git gide büyür
borçlar.
Avrupa Yakası’yla gelen
nefes
2006 yılında gelen “Avrupa Yakası” dizisi bir ‘nefes’olur
Özcan’a. Onu Hüsnü Kuruntu olarak sevenlerin çocukları, şimdi Tahsin Sütçüoğlu
olarak sarılacaklardır boynuna.
60 yıl sadakatle içtiği sigarayı bırakmıştır
bırakmasına, ancak sigara bırakmaz peşini. Geçtiğimiz aralık ayında zatürre
teşhisiyle yattığı hastaneden 14 Ocak’ta taburcu olur, ama 15 gün sonra yeniden
ağırlaşır durumu...
Dün geceye kadar başında “Birbirimizden ayrı iki gün bile
geçirmedik” dediği eşi Gönül Ülkü, kızı Fulya Özcan ve torunu Tarık Ündüz
beklerler iyileşmesini. Ama ne yazık ki dün akşam saatlerinde bırakır mücadeleyi
Özcan.
2000 yılında bir söyleşide şöyle demiştir: “Benim dileğim, gerçek
tiyatro adamının, oyun sonrası makyajını silerken ölmesi. Her şeyi bitirmişsin,
alkışını almışsın...”
Bizim için alkışlarımızın ardından indi sahneden
Gazanfer Özcan... Son dileği gerçekleşti.
Yoğun bakımdaydı
Amerikan Hastanesi
Başhekim-liği’nden yapılan açıklamada, Gazanfer Özcan’ın dün akşam saat 19.22’de
vefat ettiği belirtildi. Açıklamada, 27 Ocak 2009 tarihinden itibaren Amerikan
Hastanesi’nde kalp yetmezliği ve iskemik serebral vasküler hastalık tanılarıyla
tedavi gören Özcan’ın, 13 Şubat’tan bu yana da yoğun bakımda takip edildiği
kaydedildi.
Avrupa Yakası’nda yas
Özcan’ın ölüm haberi
üzerine Avrupa Yakası’nda birlikte çalıştığı oyuncular başta olmak üzere bir çok
dostu hastaneye akın etti. Dizide uzun süre Özcan’ın eşini canlandıran
Hümeyra,?“Çok önemli bir insan ve oyuncuydu” dedi. Aynı dizide rol alan Levent
Üzümcü, “Her zaman biz onunla o bizimle birlikte olacak, acımız büyük” derken,
Yavuz Seçkin, “Babamı kaybettim, çok şey öğrendik acım sonsuz”, Ata Demirer de,
“O benim için bir babaydı. O usta bir oyuncu ve büyük bir sanatçıydı. Onun yeri
doldurulamaz” dedi.




