90'lı yılların sonuna doğru popülerliğe ulaşmış olan X-Files(Gizli Dosyalar)'ın sinemaya taşındığı 1. filminden sonra da şimdi de 12 Eylül'den itibaren 2. filmi podyumda yer alıyor.Benim lise yıllarımda TGRT'de dizisini izlediğim X-Files tüm dünyada oldukça geniş bi seyirci kitlesi oluşturmuş.Dizinin içeriği ise şöyleydi;FBI ajanları ola Fox Mulder(David Duchovny) ve Dana Scully(Gillian Anderson) esrarengiz olaylar,akıl almaz enteresan ötesi cinayetler ve ortadan kaybolan nesnelerin peşinde koşturmak ve çözümlemeye çalışmaktı.Çok iyi hatırlıyorum benim izlediğim bölümlerin arasında katilleri HamamBöcekleri olan bir bölüm vardı.O bölümde insanlar yataklarında nedeni belirsiz bi şekilde ölü bulunuyor ve dizinin sonuna doğru da katillerin HamamBöcekleri olduğu ortaya çıkıyordu.O gün bugündür o böceklerden tiksinirim...
Gelelim The X-Files - I Want To Believe(2008) filmine.Filmin konusu şundan ibaret;FBI ajanları olan Fox Mulder ve Dana Scully bu sefer buzlar altında kalmış bir cesedin ve seri şekilde kaybolan bir grup insanın peşindedirler.Ve yardımcılarıysa bir medyum...
Sizi bilmem ama ben böyle esrarengiz olaylar peşinde süregelen filmlerden hoşlanıyorum.İzlenecekler arasına ayırdım bile,lakin sinemaya gitmek nasip olur mu bilmem.Burdan sesleniyorum ; NEREDESİN GNCTRKCLL
Uzun bir zamandır yapılması planlanılan Big-Bang deneyi bugün yapılacak.Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi(CERN)'nde yapılacak ve “büyük patlama” sonrasında yaşanan yüksek enerji ve yüksek yoğunluğu oluşturma amacı güden deneyde 3 soruya yanıt arayacak; 1.si maddeye kütle kazandıran parçacık olan “Higgs parçacığı”nı bulmak, “Büyük Patlama” teorisini ispatlamak. 2.si “karanlık madde”nin ne olduğunu anlayabilmek. Evrenin yaklaşık yüzde 30’unun “karanlık madde”den oluştuğunu biliyoruz. Fakat ne olduğunu, içeriğini bilmiyoruz. Buradaki amaç yüksek enerjiye ulaşıp “karanlık madde”yi deneylerde ortaya çıkarıp özelliklerini ölçmek. 3.sü olarak da, fizik kanunlarına göre evrenin yarısının anti maddeden oluşması gerekiyor. Ama evrende anti madde yok denecek kadar az. Çünkü her parçacığın bir anti maddesi var. Evren bu kanunun üzerine kurulmuş. “Büyük patlama”dan sonra bu anti maddeye ne oldu? Bu sorunun yanıtı aranacak. Maddenin ve evrenin nasıl oluştuğu anlaşılacak.
Parçacıkların neden kütlesi olduğu, bu kütlenin varlığının sağladığı düşünülen “Higgs parçacığı”nın keşfedilmesi ve evrenin yüzde 96’lık bilinmeyen kısmının ne olduğu gibi sorular cevabını bulacak.Deneyin sağlayacağı yararlar sadece bunlarla sınırlı değil,teknoloji kavramı açısından oldukça etkilere sahip olacağı söyleniyor.Bunun en etkili vurgusu ise patlama sırasında yeni parçacıkların bile ortaya çıkabileceği imkanı.Ayrıca bu deneyde çalışmaları sürdüren binlerce bilim adamının içerisinde 50 de Türk bilim adamı var.CERN'e daha üye olmayı başaramayan Türkiye bilim adamlarıyla katkısını sürdürüyor.
Maddenin içerisindeki atomları birlikte tutan kuvvetin ne olduğunu merak eden bilimadamları bunu bulabilmek için ve bununla birlikte birkaç soruya da cevap bulmayı umuyorlar.Dün haberlerde izledim ve de bu deneye tepkili sözler israf eden birkaç kişi varmış,yok deney sırasında kara delik oluşacakmış da dünyayı yutacakmışmış...Ben diyorum ki Rönesans zamanını düşünürsek belki bu kesim Kilise'nin elemanları olmasın mı? :)
Bu arada Google bu deneyi vurgulamak için de CERN BİGBANG DENEYİ LOGOSU yapmış hemencik de...
Bu sabah gazete okuyordum bi de ne göreyim köyün birinde kadınlar erkeklerini öyle bi cezalandırmış ki hem de ne ceza.Köyün su derdi varmış ve de kadınlar 13km öteden tankerlerle, bidonlarla su getirirken bu duruma hiç karışmayan kocaları ise köyün kahvehanesinde tüm gün vakit öldürüyorlarmış.Anlıcanız köyün kadınları bu duruma öyle bi sinirlenmiş ki odalarına eşlerini almama kararı almışlar.Bu olay haberi yazan kişiye 1983 Kartal Tibet yönetmen imzalı ve başrollerini Müjde Ar ve Şener Şen'in paylaştığı "köyün erkeklerinin maço davranışlarından bunalarak örgütlenen ve erkeklerin zorbalığına başkaldıran kadınların öyküsünün anlatıldığı film olan Şalvar Davası'nı hatırlatmış ki haberinin yanında ondan bahsetmiş.Bende okuyunca hem üzüldüm hem de tebessümden öte sırıttım.Mevzu bahis olan konunun adresi Mersin'in Silifke ilçesine bağlı olan Kıca köyü.İnş. problem kısa zamanda çözülür.[haberin aslı]
Kısa bi zaman öncesinde(3-5 günlük bi zaman dilimi) internet ortamında Google'un yeni web tarayacısı olan Chrome konuşuldu ve de birçok blog sitesinde,kiminde gece sahur vaktinde yazıldı kimine de öğle arası net cafeye yazmaya gelenler(bu ben oluyorum) tarafından görüş veya tanıtım amaçlı yazıldı-ki ben yazmadım baktım herkes yazmış,gerek yok dedim :)-
Google, Chrome'un Beta'sını daha yeni bilgisayar kullanıcılarına sunmuşken bi de ne olsun Chrome'un mobil versiyonunu çıkaracağını duyurdu.Daha öncede "Android" projesinin olduğu ve Chrome'la birlikte bu projenin de geliştirileceği ve de yakın zamanda 1.0 sürümünü piyasaya süreceği söylendi.Ayrıca bilgisayar sürümünün işleyiş prensiplerinden pek çoğuna sahip olacak Mobil Chrome'un, hızlı, kolay ve güvenli kullanıma yönelik tasarlandığı belirtilirken, mobil sürüm ile bilgisayar sürümünü ayırmak için, mobil Chrome'un farklı bir isme sahip olacağı da kaydedildi.Şimdiden merak eder oldum ama pek de cepten net kullanan bir kişilik değilim.
Bloglara yansıyan GOOGLE CHROME bilgileri ve yorumları;
Milli takımın başarılı bi şekilde sonuçlandırdığı Avrupa Kupası'ndan oldukça bi hayli zaman geçti.Turnuvanın gerçekleştiği zaman içerisinde milli takımımızın sponsorluğunu yapan firmalar destek manasında birçok reklam sürmüştü medya sahasına.Ülker'in Hep Seninleyiz videosu,Turkcell'in videosu ve de çoğu kişinin takdirini alan TTNET'in MİLLİ TAKIM ANA SPONSORU reklamı....
İşte o günlerden beri bi hayli vakit geçti ve şimdi 2010 yılında yapılacak Dünya Kupası eleme maçları var önümüzde;ilk maçımız şimdiye kadar hiç karşılaşmada bulunmadığımız komşumuz Ermenistan.Bugüne kadar Cumhurbaşkanımız GÜL'ün maçı izlemek için Ermenistan'ın davetine icabet edip etmiyeceği mevzu bahisti ve inş. Cumhurbaşkanımız hayırlı bi şekilde gidecek ve milli takımımızda galibiyetle birlikte ana vatana ayak basacak.
Birşey gerçekleşe dursun da reklamcılar o yönde firmaların reklamını yapmasınlar.TTNET daha 3-5 gün önce NAZAN İLE İZZET reklamını sürmüşken,TÜRKİYE - ERMENİSTAN maçının yaklaşması dolayısıyla önceden reklamda oynattığı futbolcuların anneleriyle birlikte Milli Takım Ana Sponsoru reklamını yapmıştı ve de şimdi de "Milli Takımın En BABA Sponsoru" sloganıyla reklamda futbolcularımızın babalarını oynatarak milli takımımıza desteğini bildiriyor.Reklam önceki gibi çok hoş olmuş.Diğer "Ana Sponsor" reklamında Servet Çetin,Volkan Demirel,Kazım Kazım ve Mehmet Aurelio'nun anneleri dikkatleri üzerine çekmiş olsa da bence bu BABA reklamında en orj. perspektif olarak usta forvet silahımız olan Semih Şentürk'ün babası olmuş.Reklamda Semih'in babasına "son dakka oyuna gireceksin" ifadesi çok hoşuma gitti,ne de olsa oğlu son dakikaların adamı...Bakalım zaman daha bize neler gösterecek...
Milli takımımıza Ermenistan maçında başarılar dilerim....
Ramazan başladı başlayalı yani şu 2 gündür hep erken vakitlerde yatıyorum ki gece sahura kalkabileyim.Aslında sadece yatağa girmekle kalıyorum,uyuyamıyorum.Önceki senelerde gece yatarken kulağımda kulaklık radyoda komedi programı dinliyordum Muzo'dan tutunuz nereye kadar uzatabilirseniz.Şimdi bu sene elimde olan radyo pazarlarda da bulabileceğiniz 2-3ytl'lik radyo.Hangi noktada bilmiyorum yani,hangisi denk gelirse orada duruyor ve biraz dinliyor sonrada canım sıkılırsa değiştiriyorum.Şu 2 gündür öyle bi radio'da zap yapıyordum ki Pazartesi akşamı bi programla karşılaştım ve programda aynen şunlar oluyordu;tamamen canlı ama capcanlı şaka programı,ülkenin her köşesinden dinleyici arıyor gecenin en saçma konusu hakkındaki görüşlerini sunuyor ya da günün kahramanı olmak için sunucu yani Zeki'nin direktifleri doğrultusunda hareket ederek,birşeyler yapmaya çalışıyor.Programın adı MATRAX ve Alem FM'de gece 11 sularında falan denk geldi bana,gece 2'ye kadar sürüyor.
Derken dünün kahramanı çok orjinal bi organizasyon içerisinde bulundu.Harbi harbi direktiflere uydu ve ortalık o kadar komik bi hal aldı ki izleyen dinleyiciler gülmekten kırıldı geçti-nereden biliyorum çünkü şakadan sonra millet mesaj çekti "gülmekten kırılıyorum" diye-.
Dünün kahramanının yaptığı şakadan bahsedeyim;şimdi bizim şakacı elemanımız Mersin'de 4. Sınıf Makine Müh. Bölümü öğrencisi olan Bilal Çetiner ve çok da iyi İngilizce'ye sahip bi kişi.Zeki'nin bundan yapmasını istediği şey şöyle;bu sırtında Çek Cumhuriyeti bayrağıyla birlikte,boynunda altın madalyayla,gözlük ve sportif bi giyinişle bi cafeye girmesi ve kendini Çek Cumhuriyeti'nden gelmiş bi yüzücü ve Türkiye adına Olimpiyatlarda yüzmek ve onun için sporcu olmak isteyen bi kişi olarak tanıtması ve içeri girdiği andan itibaren tamamıyla İngilizce konuşması-ki helal olsun yaptı-.Şaka başladı ama göreceksiniz yurdum insanı valla helal olsun hemen bi misafirperverlik,derdini anlamaya çalışmalar.Yani tamamıyla Türklük en demek onu öğretmeye çalışan kişiler bunlar.Bi ara şöyle bişey geçti;cafedeki zatlardan bi tanesi İng.'yi çat pat biliyor.Diğeri de durmadan ona şunu çevir bakalım bunu çevir bakalım diyor."Türkler cömerttir"-bu lafın amacı bizim şakacıya hançer hediye etmiş olmaları- ve de en komik olanı bunu diyen eleman Sivas'lı ve yanındakine şöyle diyor; "şunu çevir bakalım Yiğidin Harman Olduğu Yer !!" :) burda zati sunucu da ben de koptuk...Ama helal olsun harbiden adamlar çok mütevazilerdi taa ki gelen bi telefonla şaka programında olduklarını anlamasıyla...Güzeldi...Prgram mükemmel bir şekilde devam ediyor,dinlemeye devam edeceğim..
Zaman bi hayli geçti ve O'na olan vuslatımız sonunda sona erdi ve dün akşamki eda ettiğimiz teravih namazımızla O'na kavuştuk.11 aydır beklenilen ve tüm İslam aleminin gözünde ayların sultanı olan Ramazan aramıza teşrif etti ve biz O'nun vesilesiyle Rabbimiz'in huzurunda maneviyat iklimlerinde güzel esintilere maaruz kalacak ve tövbe kapısının tokmağını aşındıracak ve de günah balçıklarından uzak kalmaya çalışacağız.Rabbim kendimizi telafi etmek ve kendimizi yaradana iyi bi kul olduğumuzu sunmak için verdiği fırsatların en incesi olan Ramazan'a şükranlarımızı sunarım öncelikle.
Hayat 3 günlük ömür;dün,bugün ve yarın...Dünü yaşadık geldi geçti ve bizi bugüne yani Ramazana kavuşturdu.İnşallah da bugün Ramazan ayımızı güzel bi şekilde mahsarına yakışır bi şekilde geçireceğiz ve yarına hayırlı vesileler getirecek bi şekilde gebe olacak...
Benim Ramazan'ın en çok sevdiğim atmosferi o sahura uyanma ve imsak vakti girene kadar yiyecek öşürme ve de iftar vaktine kadar aç be aç beklerken topun sesiyle ezanın okunmasıyla gırtlaktan giden 1 adet hurmanın,1 yudum suyun veya 1 adet zeytinin verdiği değişilmez tadı...Bunlardan öte orucumuzu açarken "Rabbim senin rızan için tuttuğum orucu açmaya" derken safrettiğimiz niyet cümleleri.
Zaman geldi ve bize aldırmaksızın da gitmeye devam ediyor,Ramazan geldiğinde her genel ve sıradan konuyu da birlikte getiriyor.Mesela; büyüklerimizin ya da birilerinin "AHH o eski Ramazanlar !!" sözleri ve de diyet uzmanlarının uyarıları ve de bilimin getirdiği oruç tutma için kısayollar sunması-tokluk bandı gibi-...Hak veriyorum bilakis ben de o eski Ramazan günlerimi özlüyorum.
"AHH o eski Ramazanlar !!" diyenler hak veriyorum bilakis ben de o eski Ramazan günlerimi özlüyorum.Neden özlediğimi söyleyeyim;ben küçüklüğümden beri oruç tutan biriyim ve o zamanlardaki oruç tutmamın verdiği his çok ayrıydı,hiç unutamam o günleri.Mahaleden arkadaşları alıp evde iftar yapacağımıza İftar Çadırları'na hücum etmemiz ve de iftardan sonra teravih namazına gitmemiz.Ramazan'a ait bir sürü anım var hangisini anlatsam bilemiyorum.Tamam bi tanesini anlatayım,sene bilmem kaç ama iyi hatırlıyorum 4.sınıftayım ve o gün beden dersi var ve biz de beden dersinde hep maç yaparız-kim yapmaz ki- o gün de Ramazan ayının teşrif ettiği dönem yani,neyse o gün oruçlu bi şekilde okula gittim,ne yapayım çocuğuz o zamanlar,maç yaptık,terledik ve de en kötüsü susadık.Ama o ne susama öyle hayatıma öyle bi daha susadığımı hatırlamıyorum.Ders zili çalar çalmaz-bak bi de ders zilini bekliyorum yook artık- muslukla ağzımı birleştirmekten kendimiz alamadım ve oruclu olduğumu ansızın unuttum ve de suyu kana kana içtim.