Anayasa Mahkemesi 14 mart tarihinde Adalet ve Kalkınma Partisi(AKP) hakkında açılan kapatma davası sonucunu açıkladı.Mahkeme kararına göre parti kapatılmadı.6 kişi kapatılmasını 4 kişi hazine yardımının kesilmesini 1 kişi ise kapatılmaması yönünde oy kullandı.Sonuç olarak partiye Hazine yardımının yarısı kesilecek.Tüm dünyanın yakındn izlediği davanın sonucu çoğu kişiyi memnun etti.AKP basın açıklamasanın Ankara merkez binadan yapılacağı tüm AKP il yetkili merkezlerine duyuruldu.Avrupa'nın dava sonucunda temel beklentisi büyük bi anayasa değişikliği yapılacağı yönünde gözüküyor.
Bilgisayar oyunlarına merak salmış ya da delicesine oynayan zatlar bilirler.Başta C.S.(Counter Strike) olmak üzre hemen hemen her oyunda en ilgi çekici bölüm veyahut silah "Sniper" ya da "Kanas"dır.C.S'de Kanas'ı kullanmayı bildin mi acımaz alırsın tüm elleri Sniper'lı bölümü olan her oyunu severim icabında.
Sniperlar savaş tarihinde öyle bi etki bırakmışlardır ki onların filmlere(Mark Wahlberg'in başrolünü üstlendiği Shooter-Tetikçi ya da Enemy at Gate-Kapımdaki Düşman gibi),oyunlara(Hitman gibi) ve birçok alanda konu olmaları vazgeçilmez olmuştur.Sniperların tarihi de var bunlar "ha" deyip de çoğalmamışlar,hepsi bi gaye bazında türemişler.Sniperlar ilk olarak Amerikan bağımsızlık savaşında "Kırmızı Ceketliler" olarak bilinen majestelerinin askerlerine karşı kullanılmış.7 Ekim 1777'de Timothy Murphy isimli bi süvari,İngiliz işgal ordusu komutanı General Simon Fraser'ı 500 metreden yaptığı tek atışla öldürdüğünde,New York'u kontrol altında tutan İngiliz birliklerinin moralman çökmesine neden olmuş.Bu çöküntü ve şaşkınlık,daha sonra Saratoga Savaşı'nda İngiliz ordusunun topyekün yenilgi almasına sebep olmuş.Böylece Timothy farkında olmayarak savaş tarihinde bi çığır açmış olmuştu;"Bir tek mermi,tarih değiştirebilirdi.."
Timothy'nin bu buluşuyla ordularda Sniper eğitimine önem verilmeye başlanır.Öyle eğitilirler ki yağmur,çamur demeden her türlü hava koşulunda hiç durmadan sabırla avını bekler ve avını alıp gider.Sniperların öz.ni saymaya gerek yok az çok kestirebiliriz;kartal gibi görüş sağlayan gözler,hassas parmaklar,dirençli vücut falan filan işte.Sniperlar 2.Dünya Savaşı sırasında kurumsallaşmış tam olarak.Sniper savaş sahasına sürülüyor ve karşı taraftan her hamlede 3-5 derken sniperın kurban sayısını artırmasıyla psikoloji olarak daha büyük etki bırakıyordu düşmanda.2.Dünya Savaşı'nın en bilinen sniperlarından biri olan Vasili Zaitsev,biliniyor çünkü hatırlayacağınız gibi de Enemy at Gate-Kapımdaki Düşman isimli film çekildi.Filmde Vasili'nin ününün nasıl yayıldığını anlatıyordu kısaca.Her neyse asker olmadan önce Ural dağlarında çobanlık yapan Vasili Stallingrad Savaşı(Rus ve Almanlar arasında)'nda adeta Almanlara kan kusturmuştu.Daha ilk 10 günde 40 Alman askerini bertaraf eden Vasili,100. kurbanına ulaştığında Rusların en büyük propagandası olmuştu.Hatta Vasili o kadar ustalaşmıştı ki Alman askerleri yerlerinden hareket edemiyorlardı.Almanların çözümü sandıkları Zossen'deki sniper okulunun komutanı Binbaşı Koning'ı sırf Vasiliyi öldürebilmek için savaş alanına sürülmüştü.Binbaşı'nın tek başarısı Vasili'nin 2 yardımcısını öldürmesi olmuş ve sonuçta ise Vasili'nin kurbanları arasına katılmış.Vasili 2.Dünya Savaşı sırasında toplam 400 asker öldürmüş(nerdeyse yarım tabur asker)...
60-70'li yıllarda Vietnam'da keskin nişancı olarak görev yapmış sniper Bill Lancaster "İzlersin,nefes alırsın,silahını kavrarsın,nişan alırsın,kalbin durur,tetiğe hafifçe dokunursun.Tek atış tek kurban" ifadeleriyle bi sniperın ruh halinden bahsetmiştir.İsmini vermek istemeyen bi başka Vietnam Sniper'ı duygusunu şu şekilde ifade ediyor;"Diğerlerinin olmak istemediği bir şeydim ben.Diğerlerinin gitmeye korktuğu yere gittim ve diğerlerinin yapamadığını yaptım.Bana bir şey vermeye niyeti olmayanlardan bir şey istemedim ve sonsuza kadar sürecekmiş gibi gelen yalnızlığı kabul ettim.Terörün yüzünü gördüm,korkunun soğuk tenine dokundum.Benim neşeyle hatırladığım anlar,diğerlerinin unutmak istediği kabuslardı".
Sniperlar her alanda kullanılıyor,yeter ki onlar için bi hedef biçilsin.
Başlık bi slogan ve kime mi ait;hemen söylüyorum.ABD'de 1987'de Georgia eyaletinde Fort Benning'de sniper eğitim merkezinin sloganı.Amerika'nın sniper eğitim merkezlerinden en ileri gelen bi kurs.Burdaki sniperların eğitim süresi 5 haftayı buluyor ve burdan mezun olanlar ordu kademelerinde ve gerekirse CIA başta olmak üzre diğer gizli servis birimlerinde yer alabiliyorlar.Eğitimin ana unsuru "attığını vurmaktan çok sabır"...
Dün tv'de Tayland yapımlı "The Bodyguard 2" filmi vardı,onu izledim ne yaparsın evde net yok ki bloglamaya çabalıyayım.Her neyse ben bu filmin 1.sini izledim ama izlerken şu düşünceyle izledim;gazete küpüründe filmin konusunu okudum ve şöyle diyordu "Mu Thai dövüş stilinin usta simalarından Tony Jaa'nın ve Petchtai Wongkamlao'nun başrolünü üstlendiği filmde...." ben bunu görünce -Tony Jaa'ya hayranlığım var adam psiko,dehşet hareketler yapıyor- hemen sazan gibi atladım ve izledim,ama beklediğimden bir nebze olsun adrenalin çoşkusu alamadım.Film dandik ötesi çıktı koemdi-macera odaklı bi yapıttı resmen.Saçma sapan espri amaçlı hareketler falan.Tony başrol dedilerdi ama adam sadece bi sahnede iki hareket yaptı o kadar başka hiç sahne almadı.Neyse sonra bu 2.sini gördüümde dedim "1.de yoktu bunda kesin vardır Tony " neyse başladım filmi izlemeye bi de ne göriiim yok yahu gene yoo,başrolde "Petchtai Wongkamlao" var...Filmde bu seferde bi sahnede görüntülendi.Bunlardan yeter bahsettik atalım bi kenara şimdilik onları.Ben filmi izlerken gülmekten kırıldım,adamlar film çekmeye çalışmışlar(yiğidi öldür hakkını ver) helal olsun icabında.Neyse Tony Jaa'nın dublör kullanmadan hareketlerini yaptığı "Tom Yum Goong-Protector(Koruyucu)"ü hatırlarsınız,filmin son ramaklarında bi iki tane iri yapılı adam gelir onları dövmek için kollarına fil kemiği bağlar ve diğer bi sahnede de dövüşe başlamadan önce endamlı bi şekilde Mu Thai hareketlerinden bi kaçını yapar.Demek istediğim dün izlediim filmde bu 2 sahnenin komedi versiyonu yapılmış bi tane mafya bozuntusu bu hareketleri yapıo ve komik bi an oluşuo anlıcanız,güzeldi yani.Bi dier güldüğüm sahne de;hani demiştim ya Tony bi sahnede yeer almıştı,o sahnede bu seyyar satıcı olarak hediyelik eşya olarak fil satıyor.Bu sırada ordan geçen mafyalar da ordan arabayla geçerken bi tane çalıolar ve gidiolar.Bizimkisi de peşinden gidiyor fili geri almak için..Hoşuma giden nokta şuydu;mafya gidecei yere gidio bi tane elemanı dövecekler o sırada Tony Jaa da diyo ki "filimi geri verin"(burda gülme tuttu nabarsın) mafya elemanı da dio ki "hadi layn sen de ordan yanlış filmdesin"(Tony Tom Yum Goong'da çalınan filinin peşinden gidiyordu ya o bakımdan)....Bi dier komik bulduum sahnede Tony bu elemanları patakladıktan sonra giderken yanından bi tanesi Tayland'ın ünlü bi meyvesini yiye yiye giderken o da Tony bu zata şöle diyor "bilmem ne ye(ismini hatırlayamadım,nette araştırdım bulamadım -L- ile başlayan bi meyvaydı) Tayland'a sahip çık"...Tamam bi yerde söylediklerim okurken komik gelmeyebilir ya da bizim komedi kültürümüzde komik olmayabilir lakin Türkçe dublaj ila onların hareketleri oldukça komik geldi....
Cep telefonu dünyasının devlerinden Sony Ericsson'dan fotoğraf çekmeyi sevenlere muhteşem bir telefon;Shiho kod adlı SE C905...Sizinde kavrayabileceğiniz gibi kaliteli bi foto çekebilmek için neler gerekli,tabii ki de kameranın MP'si.İşte bu açıdan bu Shiho sizi doyuracak tipten bir model.Kendisi 8mp'lik kameraya sahip ve oldukça kaliteli çekimler yapma imkanı sunacak.Cyber Shot özellikli kameranın özelliklerinden bilinen şunlar;gerçek kamera flaşı,xenon flaş,yüz tanıma fonksiyonu,otomatik odaklama(oto-focus),akıllı kontrast ayarı,görüntü dengeleyici,resim stabilizasyonu...
2.4 inç'lik ekrana ve çizilmeye karşı tasarlanmış dayanıklı mineral cama sahip olan C905,Wi-fi bağlantısıyla da kendisini kullanılır kılıyor.Ayrıca sahip olduğu ITC-60 TV çıkış kablosuyla da televizyona fotoğraf aktarımı yapılabilecek.Pil performansı yönünden de etkili bi model.380 saat bekleme ve 9 saat konuşma imkanı sunuyor kullanıcıya.Piyasada 2gb'lık hafıza kartıyla yer bulacak.
Çok güzel tasarım,özellikleri de iyi(zaten kamera da Sony Ericsson en iyisi bence) ama ne yapalım ben Nokia'cıyım abisi....
"Kurtlar Vadisi" , "Pusat" ve "Pars Narkoterör" gibi başarılı yapıtlarda imzası bulunan ünlü yönetmen Osman Sınav Ağustos ayında yeni bi gençlik hikayesiyle seyirci karşısına çıkacak.aTV'de yayınlanacak olan dizinin özünde Türkiye'nin eğitim sisteminden dolayı gençlerin ilkokul yıllarından itibaren bi yarış içine girdiklerini ve bu dizide de bunun eleştirilmesi var.Filmin başrol oyuncusu ise Osman Sınav'ın oğlu Yusuf Ömer Sınav ve filmdeki diğer oyuncular ise şöyle;"Genco"dan tanıdığımız Selen Seyven,Yılmaz Calayır,Deniz Özpınar,Yağız Bankoğlu,Ceyda Ateş,Hüseyin Soysalan,Erdal Cindoruk ve Mehmet Polat .Filmin konusu ise hiç işlenmemiş bi konu içeriyor;Ailesi tarafından başarılı olması için, yarış atı gibi yetiştirilen bir gencin; Barış’ın şehrin kaos ortamından sıyrılarak bir at çiftliğine uzanan hikayesi… Farklı bir çevreden gelen 19 yaşındaki Barış çiftlikte yepyeni bir hayatla karşılaşırken çiftliğin diğer gençlerinin hayatı da onun gelişiyle birlikte yavaş yavaş değişiyor. Dizinin yapımcısı ve yönetmeni Osman Sınav, yeni projesiyle ilgili şunları söylüyor: “Hayata doludizgin koşan gençlerin hayat hikayesini anlatıyoruz. Bugüne kadar Osman Sınav olarak belki de ilk defa yapacağım bir hikaye, onun için ben de en az oyuncu gençler kadar heyecanlıyım”…
Filmin blog siteleri şimdiden çıktı bile,işte bi kaçı;
"Öncelikle bu film benim gideceğim filmlerin listesinde ilk sıralarda".Hollywood film yapımında efekt kullanmada çizmeyi git gide aşmaya devam ediyor.Adamlar yapıyor demekten kendimi alamıyorum artık.Bilirsiniz Matrix'le başlayan görsel efekt şöleni Yüzüklerin Efendisi , Spiderman , X-men,..... Hellboy......Transformers , Jumper , B.C. 10000 , The İncredible Hulk , Wanted , Hancock ile devam etti ve şimdi de vizyonda Dark Knight(Batman)....Şölenlere devam etsinlerde biz de film görelim beeee.Her neyse her ne kadar görsel şölen olarak da Hollywood bizlere hizmet verse de bildiğiniz üzere Hollywood'un beyaz perde kaynağı son zamanlarda romanlar oldu ve devam edecek gibi de.Çocukluğumdan beri sevmediğim bi kahraman olan Gotham şehrinin efsanevi koruyucusu olan Batman,Dark Knight ismiyle Batman Begins'in devamı olarak 25 Temmuz'da vizyona girecek.Dedim ya çocukluğumdan beri sevmiyorum ama ne diyeyim adamlar öyle bi film yapıolar ki gel de sevme keratayı ABD'de gösterime girmesinden sonra büyük bi hasılat yaptı.Ve filmin yapımcı şirketi olan Warner Bros. Batman'in bu son seri filminin 155.5 milyon dolarla en iyi haftasonu açılışını yapan film rekorunu kırdığını bildirdi(yapımcılar filmin maliyetini daha ilk haftadan kaldırmış oldular-filmin maliyeti 185 milyon dolarcık).Geçen cuma gösterime giren "Kara Şövalye(Dark Knight)" aynı günde 66.4 milyon dolar hasılat yaaprak bi rekora da imza atmış oldu.Geçen sene en iyi haftasonu açılış rekoru Spiderman 3'e aitti.Rekorlara imza atan "Kara Şövalye"nin yönetmeni Christopher Nolan ve başrol oyuncusu yani Batman karekteri de Batman Begins'den ve Prestij'den(ki C.Nolan'da bu filmde yönetmendi) tanıdığımız Christian Bale.Bu arada filmin rekorlarını göremeyen isim ise Joker karekterini başarılı bir şekilde canlandıran Heath Ledger(28 yaşında olan ünlü aktör uyuşturucu yüzünden filmin rekorlarını göremedi).Filmde Morgan Freeman ve Michael Caine de rol alıyor ayrıca.
Filmin konusu;Batman bu kez Gotham'daki suça karşı savaşını Teğmen Jim Gordon ve Bölge Savcısı Harvey Dent'in yardımlarıyla daha da ileri götürüyor.Ve hepsini temizlemeye başlıyor.Fakat öncelerde de Gotham halkına büyük bi korku salan Joker çetesiyle birlikte şehirde gösteri yapmaya devam eder ve ortalık bu ikili arasında kızışmaktadır.
Bugün haberlere göz atıyordum ve "tercih zamanı" başlığı altında vakıf üniversitelerinin cazip koşulları söyleniyordu.Önceki senelerde vakıf üniversiteleri vaatlerde ön sıralarda yer alıyordu fakat bu sene bu yarışa devlet üniversiteleri de girmiş bulunmakta.Uçak bileti,kitap bursu,aylık 1milyardan 2milyara kadar olan burslar,başarı bursları,tek kişilik yurt odası,ulaşım bursu,diz üstü bilgisayar(ki artık bu vaatlerde eskiyen cinsten),kira yardımı,yurt dışında staj imkanı,ABD'de ve Avrupa'da yabancı dil eğitim kursları ve daha fazlası...Tüm bu koşullar kaliteli en başarılı öğrenciyi üniversitesine kazandırabilmek için verilmiş vaatler....Ve işte belli başlı bi kaç üniversitenin vaatleri;
ODTÜ : İlk 3'e lap top,9 ay boyunca ayda 350 YTL burs, 400 ile 800 YTL arasında değişen harç muafiyeti(geniş kapsamlı bknz).
İTÜ : İlk üçün dışında SAY-2 puanında ilk 500'e girenlere uluslar arası değişim programı Erasmus kapsamında uçak masrafları dahil en az bir dönem yurtdışında eğitim imkânı.
BOĞAZİÇİ: SAY- 2, EA- 2, SÖZ- 2 ve DİL puan türlerinde ilk beş içinde yer alanlara yıllık 2 bin 250 YTL "Başarı Ödülü".
EGE: Tüm puanlarda ilk üçe girenlerin modern yurtlarda kahvaltı dahil öğrenimleri boyunca ücretsiz konaklama.
İZMİR EKONOMİ: Dizüstü bilgisayar, burslu kazanan öğrencilere yurtta ücretsiz konaklama.
BAHÇEŞEHİR: İlk 100'e girenlere ücretsiz öğrenim ve 500 YTL burs, 101-500'e girenlere 400 YTL aylık burs, 501-1000'e girenlere 300 YTL burs.
FATİH: Ücretsiz öğrenim ve ilk 100'e girenlere aylık 900 YTL burs olanağı.
SABANCI: İlk üçe girenlerin üstün başarı bursu kontenjanından üniversiteye giren öğrenciler öğrenim ücretinin tümünden ya da 3/2'sinden ve 500 YTL teknoloji kullanım ücretinden muafiyet.
KOÇ: İlk 100 içinden gelenler için "Özel Başarı Bursu" kazananlara 9 ay 385 YTL, yurtta ücretsiz konaklama ya da yurtta kalmak istemeyenlere kira yardımı, ders kitapları giderleri, bir defalık 1.500 YTL'lik başarı ödülü.
MARMARA: İlk üçe girenlere uçak, konaklama gibi tüm ücretlerini karşılayarak, tercihlerine göre yurtdışı ya da yurtiçinde dil kursu ve yine yurtdışında staj.
Kısacası merak ettiğiniz üniversitenin websitesine bu konularla ilgili bi göz atınız.
Dün gerçekleştirmiş olduğum fiili bugün yazıyorum bilakis dün akşam 10 civarlarında eve ayak basabildim ve anlıcanız türden çok da yorgundum.Dün Kocaeli'den iki arkadaşla İzmir Kemeraltı Çarşısı'na iniverdik.Amacımız elemanlardan birine takım elbise almak. Biraderin abisinin düğünü varmış ilerki zamanlarda,bizim artist de düğünde takım elbise giyecekmiş(yakışır da,kalıp desen kalıp).O nedenden ötürü gelin dedi beraber gidelim,bakalım falan filan işte.Öğlen saat 2gibi İzmir Metro'ya doğru yürüdüm ve 2.20'de Konak Saat Kulesi Meydanı'ndaydım.Metronun ne kadar büüyk bi nimet olduğunu buradan da anlayabiliriz değil mi hem ekonomik hem de zamandan tasarruf eden bi ulaşım aracı...Arkadaşları saat 3e kadar bekledim,güneş acımadı bana eve gittiğimde t-shirt'ün kol izleri çıkmıştı kolumda İzmir yanıyo resmeni,tam denizlik hava,gerçi bi kaç güne kalmaz arkadaşlarla gitmeyi düşünüyoruz denize ama bakalım(gidersem konu olarak paylaşırım).Görmeyeli(tamı tamına 1 sene oldu) pek birşey değişmemiş Konakta.Ama hep söylerim gene söylüyorum İzmir gibisi yok yauv bu memlekette(İstanbul'un yeri ayrı tabii ki de).Gezdik dolaştık,önce bi Kemeraltı'nı altını üstüne getirdik,bi iki takım elbise baktık eleman için(ne diim eger cüzdan doluysa kaymak gibi takım elbiseler var).Daha sonra da kıyıdan Alsancak'a kadar yürüdük.Kordonda gördüklerimiz haya sınırının ne kadar da eziyete uğradığının göstergesi olarak çıktı karşımıza.Valla ne diyeyim çifte kumrular birbirlerini sömürüyorlardı pek hoş bi durum olmasa da öyleydi(kardeşim madem amacın bu git başka yerde yap şu işi)Kordonla ilgili bi dier mevzuysa çok güzel bi atmosfere sahip olması[eee tabi olacak yoksa kumruların burda işi ne ] yemyeşil çayır ve hemencik de yanında deniz ohhh be değme keyfime....Neyse gün bitti sonunda da alabildik.Ancak ben böyle bi pazarlık görmedim yahu.Öle matematiksel telafuzlar konuşmalara dahil oldu ki bizim arkadaş da Mekatronik Müh.de okuyor ya hemen patlattı bombayı "Abi yanlış anlama fakat bak bende mühendislikte okuyorum .....gerisi muhabbetin konusu".Gün içerisindeki dolaşmamda da farkettiğim bi dier önemli vaka ise İzmir'in kızları hakkaten güzelmiş ve bi de çok yabancı içeriyor bu İzmir yahu.Nokia 7610(takoz sayılır artık)la çektiğim bi kaç Saat Kulesi fotomu paylaşmak istedim;
ÖSS sonuçları açıklandı ve şuan birçok üniversite adayı tercih kademesini değerlendirmekle uğraşıyor.Evet üniversite adayları şuanlık tercihlerle meşgul gün gelecek tercihler de belli olacak ve nereye yerleştin haberleri gelecek,daha sonra da burs,yurt yani gideceği yerde konaklama gibi etkenler söz konusu olacak.Gündeme her türlü alanda kullanıcıya çeşitli alanlarda yararlar sağlayan internette "tercih robot"ları çoktan kök salmışlar hatta cirit atıyorlar resmen.Her telden ayrı ayrı(yapımcısı çok) tercih robotları yapılıyor ve internet alemine sürülüyor.Ben geçen sene tercihle ilgili sorunlarımla net aleminden kaynak alarak başedebilmiştim,yararlı olduğuna inanıyorum Ege Üniversitesi üniversite adayları için yeni bi tercih robotu hazırlamış.Robota puan türünüzü,puanınızı yazıyorsunuz ve Ege Üniversitesi'nin hangi bölümlerinde eğitim görebilirsiniz diye sonuçları görebiliyorsunuz(Ege Üniversitesi Tercih Robotu için tıkla) ve tercih için yararlı birkaç site;
Üniversite adaylarının kafasını kurcalayan diğer önemli sorularsa "Nereden burs bulabilirim?","Gideceğim yerde hangi konaklama imkanları bize uygun olur?"...ve daha fazlası...
Burs verecek kurum ve kuruluşların sürüsüne bereket.He bi de siz derece yaptıysanız sizden alası yoktur.Benden size tavsiye;önünüze gelen her türlü bursa başvurunuz kesinlikle boş geçmeyiniz.Öncelikle ikamet ettiğiniz mahaldeki kurumlardan öncelikli olarak burs tarihlerini gözetiniz ve başvurunuz.Bunlar o çevredeki vakıflar olur veyahut da belediye olur.Daha sonrada kazandığınız yere gittiğinizde de oradaki kurumları sömürmeye başlayın derim.Kazandığınız mekanın belediyesi ve çeşitli kurumlar...Ha unutmadan aylık Başbakanlık Bursu'nu ve Öğrenim Kredisi'ni de es geçmeyin;ha Öğrenim Kredisi ha Başbakanlık Bursu...ancak Başbakanlık Bursu alan öğrencilere diğer kurumlardan burs verilmiyor(başvuru için gerekli maddeler içerisinde de Başbakanlık Bursu alanlar başvurmasın diye bir kaide söz konusu).Başbakanlık Bursu ve Öğrenim Kredisi eşit fiyatta(bu sene 160ytl idi,önümüzdeki sene beyaz eşya endexli olarak artırım gösterecektir).Geri ödemesiz olan Başbakanlık Bursu'nun çeşitli koşulları var.Eğitime başladığınız andan itibaren alttan 3 ve daha fazla ders kalması halinde bursunuz kesilecek,isteğinizle Öğrenim Kredisi'ne dönüştürülecektir.Örenim Kredisi bildiğiniz gibi geri ödemeli...
Gel gelelim kalacağımız eğitim-öğretim süresince konaklayacağımız mekanda seçimli olmaya...Öncelikle şunu söyleyelim;"YURTKUR'dan yapılan açıklamaya göre, yurtlara asıl listeden girmeye hak kazanan öğrencilerin kayıtları 1 Eylül 2008'den itibaren yapılmaya başlanacak. Asıl listeden kayıt yaptırmayan öğrencilerin yerine yedek listeden öğrenci alımına 15 Eylül 2008'de başlanacak. Yedek listeler her 5 günde bir bölge müdürlüklerinin bulunduğu illerde bölge müdürlüğünce, bölge müdürlüklerinin olmadığı diğer il/ilçelerde ise yurt müdürlüklerince ilan edilecek. Yurtlar 8 Eylül'de hizmete açılacak. 2008-2009 eğitim-öğretim döneminde ÖSS'ye girerek bir yükseköğretim programına kayıt yaptırmaya hak kazanacak hazırlık ve birinci sınıf öğrencileri, YURTKUR yurtlarından yararlanmak, burs, öğrenim ve katkı kredileri almak için ÖSYM'nin ilan edeceği tarihler arasında www.osym.gov.tr adresli internet sitesinden başvuru yapabilecek. Yurt başvuru sonuçları YURTKUR'un www.kyk.gov.tr internet adresinden duyurulacak."Yurtta kalmayı kendine şimdiden pembe incili kaftan olarak çizmiş arkadaşlarımız,başvuru tarihini kaçırmasın derim.Ancak ben bi üniversite öğrencisinin yurtta değil de evde kalması taraftarıyım,her açıdan rahat olacaktır.Hele bi de ev arkadaşlarınız sizin kafadansa ortama dencek laf yok...İlk sene çoğu üniversite öğrencisi önce yurda çıkar daha sonra yurt arkadaşlarıyla birlikte 2-3 aydan sonra eve çıkar.Tercih öğrencinin,mali durumu yerindeyse direk eve çıksın,yurt murt dolaşmasın derim....
Sinema kategorisinde yazılarımda ilk defa tabuları yıktım,şimdiye kadar filmi izlemeden önce filmi tanıtır ve sonra izlerdim.İlk defa bu gerçekleşmedi ve böylesi sanki daha bi heyecan verici oluyor.Neyse bugün lise yıllarından bi arkadaşla metroyla(ki otobüsten hem hızlı hem de ekonomik) İzmir-Çankaya'ya doğru gittik.Ne ihtiyacımız vardıysa giderdik daha sonra Orkide alış-veriş merkezinde "Hancock"a gittik.Filmi saat 18 ila 20 arasında izledim ve şuan saat 22:11 film hakkında yazı yazıyorum.Ne desem bilemiyorum "mutlaka ve mutlaka ve mutlaka yani kesinlikle gidin".Filmin konusu alışılmış süper kahramanların ötesinde bir içerik sunuyor size.Neyse ben konunun içeriği hakkında biraz bilgi vereyim de;filmin baş kahramanı olan John Hancock(Will Smith) her haliyle çevresindeki insanları(halkı) umursamayan fakat onları her türlü tehlikeden korumaya çalışan bir kahraman ama tam bi serseri kahraman.Uçarken çevresindeki nesnelere önem vermez her türlü maddi hasarı vermekten ötürü hoşnutmuş gibi kafasının istediğini yapar.Kirli sakal,elinde devamlı bir şarap şişesi ayık gezdiği zaman nerdeyse yok denecek cinsten bir tip.Uçuşa kalkışta ve inişte asfalt ağlaya ağlaya çatlar,parçalanır resmen.Bi diğer karekter olan Ray(Jason Bateman) halkla ilişkiler uzmanıdır.Ve bi gün iş dönüşü tren raylarının tam üzerinde kalır arkaya gidecek yer yok,öne gicek yer de yok.Çalışır çabalar olmaz kemer sıkışır(klasik kaza olacak yani).Derken Hancock ansızın belirir ve Ray'ın arabasını tuttuğu gibi havaya fırlatır ve Ray'ın aracı diğer aracın üzerine düşer.Ve Hancock o sırada da gelen trene omuz attığı gibi trenin içine göçer.Tabi ki arkadaki vagonlarda bir bir üst üste yığılırlar.Çevredeki kişiler bu sorumsuzca harekete karşı tepkili olurlar ve laf atmaya başlarlar.Ray ise durumun farkında olduğundan dolayı ortalığı yumuşatmak için önemli olanın kendisinin zarar görmediğini belirterek orta yolu buldurur.Ve Hancock'a halkla arasının nasıl düzeltebileceği konusunda yardımcı olmaya çalışır,işi ya o bakımdan.Neyse gel zaman git zaman savcı Hancock'a dava açar ve Ray de tam zamanı olduğunu anlar ve Hancock'a teslim olup hapishaneye girmesini söyler ve öyle yapar.Bu hareketin gerçek ifadesi Hancock içerdeyken suç oranları artacak ve Hancock'tan yardım isteyecektir halk.Hancock ve Ray de halkın istediği bir tipte kahraman verecektir.Hancock içerdeyken daha ilk günden tatsız hadiselere sebep olur(kendisinin istemediği şekilde gerçekleşir klasik hapishane ortamı).Gün gelir soygun olur ve emniyet müdürü Hancock'u arar ve artık normal bi insan vaziyetine bürünmüş olan Hancock(sakalını kesmiş ve Ray'in verdiği kostümü giymiştir) duruma el atar ve günü kurtarır.Burada tam ben;film bitti,keşke gelmeseydik,çok kısaymış diyecektim ki laf bogazımda tıkalı kaldı.Ray'in karısı olan Mary(Charlize Theron) ile Hancock'un bi geçmişi vardır.Yani bunların 2si de süper güçleri olan iki kahraman.Filmdeki mitolojiye göre bunlar birbirleri için yaratılmış her ne olursa olsun birbirlerini hissediyorlar ve birbirlerine yaklaştıkça da insanlaşıyorlar yani süper güçleri yok oluyor.Hancock ila Mary yıllar yıllar önce hep berabermiş siz diyin M.Ö. ben diyeyim M.S. her durumda da Hancock Mary'i her türlü zor durumda korumuş ve hayatta kalmasına yardımcı olmuştur.Geçmişte Hancock bi çatışmada kafasından yara alır ve hafıza kaybı geçirir ve Mary'i unutur.Mary hastaneye vardığında Hancock onu tanımaz ve Mary oradan uzaklara gider.Bu olaylar 80 sene öncesinde gerçekleşir.Hancock ve Mary'nin karşılaşmasından Hancock hiçbi şekilde etkilenmezken Mary de tuhaf davranışlar vardı hemencik konuyu kavrıyabiliyorsunuz anlıcağınız.Filmin sonunda Hancock bi market soygununda silah yarası alır ve hastaneye kaldırılır(Mary'ye yakın ya ondan dolayı).Mary,Ray hastaneye gelir.Ve bu aşamada da Hancock'un hapishaneden çıkmasına neden olan banka soygunu yapan elemanlar ve hapishanedeki bikaç tatsız olayın zedeleri birleşir ve hapishaneden kaçarlar.Tabi ki nereye geliyorlar,hastaneye ki Hancock'dan öç alacaklar akıllarınca.Hastanede çatışma sırasında Mary karnından yaralanır ve ölmek için dakikalar saymaktadır.Hancock her acı hissettiğinde o da hissetmektedir.Derken Hancock ortalığı temizler ve (burası benim en çok sevdiğim bi sahneydi,arka fondaki müzik dehşetti,10 numara sahneydi yani) sırf Mary yaşama dönsün diye kalkar(yaralı yaralı) camdan aşağı atlar ve var gücüyle uzaklaşmaya çalışır.Film mutlu sonla bitiyor Hancock bi süper kahraman olarak ve Mary de Ray ile birlikte mutlu aile yaşamına devam ediyor.Ha unutmadan J.Hancock'un Ray'e yaptığı sürpriz vardı.Filmin başında Ray bi tane toplantıya katılıyor ve sağlıkla alakalı yararlı bi logoyu tanıtıyor fakat girdiği her toplantıdan eli boş dönüyordu.Hancock ona jest yapıyor adeta;Ray'in logosunu Ay'a çiziyor.
Dostlar film böyleydi.Film bence 10 numaraydı her dakikasına değmiş bulunmakta.Gerek drama sahneleri,gerekse bilim-kurgu,gerekse de görsel efektlerle dolu sahneleriyle.Will Smith'in ve Charlize Theron(Hollywood afeti kendisi zaten)'un performansı oldukça etkili,Hollywood bu film yapma işini gerçekten biliyor kısacası.Gitmeyen ya da gitmek isteyenlere duyurulur;mutlaka gidiniz....